Yanlı da olsa, okumayı bilirsen her siyasal araştırma doğru bir şey söyler…

30 yılı geçti sanırım dostluğumuz. Dostluğumuzdan ayrı olarak Ali Gizer benim otuz beş yıllık meslek hayatımda birlikte çalıştığım, birlikte danışmanlık yaptığım, birlikte proje ürettiğim ve uyguladığım, birlikte siyasal ve marka araştırmaları yaptığım, birlikte seminerlere, derslere katıldığım ve bence Türkiye’nin en iyi araştırmacılarından biri. Bu otuz yıl boyunca mesleğim gereği önüme gelen tüm araştırmaları mutlaka Ali’nin süzgecinden geçirdim. Onun mesleki tecrübesine, sürekli öğrenme, yenilenme aşkıyla literatürü yakından takip etmesine, dünyayı takip etmesine ve her şeyden önemlisi müzmin bir obsesif olarak kılı kırk yararak, detaylara takılmasına güvendim. Son on beş yıldır “Sürdürülebilirlik” ekseninde gerek ulusal gerekse uluslararası çok önemli işlere imza atsa da bu röportajda araştırma, özellikle siyasal araştırmaları konuştuk.

Bir seçmen olarak hepimizin önüne gerek medyadan gerekse sosyal medyadan kimi zaman yanlı kimi zaman objektif siyasal araştırma sonuçları düşüyor. Bir siyasal araştırmayla karşılaştığımız zaman nelere dikkat etmemiz, nasıl okumamız, nasıl bakmamız gerektiğini kurcaladık biraz. Umarım faydası olmuştur.

İyi okumalar…

Ulvi Yaman, 2 Haziran 2021

Ulvi Yaman: Sevgili Ali öncelikle teşekkür ederim bu sohbeti gerçekleştirmeyi kabul ettiğin için. Sanırım otuz yılı buldu dostluğumuz, iş ortaklığımız… Bu süreçte birlikte çalıştığımız sayısını hatırlayamadığım sayıda bir çok projede gerek siyasi gerekse tecimsel bir çok araştırma yaptın, raporladın, birlikte senin yapmadığın, müşteri tarafından bizle paylaşılan bir çok araştırmayı birlikte okuduk, benim için yorumladın. Malum olduğu üzere gerek seçim dönemlerinde gerekse seçim dönemlerinden bağımsız olarak bir çok araştırma şirketi sürekli siyasal araştırma sonuçları yayınlıyor. Bu araştırma şirketlerinden kimi iktidara kimi muhalefete yakın araştırma şirketleri, az sayıda bağımsız araştırma şirketi de var. Tüm bunlardan bağımsız, bu söyleşide senden siyasal bir araştırma önümüze düştüğünde nasıl bakmalıyız, nasıl okumalıyız, satır aralarını, araştırmanın bize söylediklerini, sakladıklarını nasıl anlayabiliriz onu konuşacağız.

Ali Gizer: Sevgili Ulvi, sorulara geçmeden bir teşekkür etmek istiyorum. Öncelikle sana tabi. Dolandırmadan söyleyeceğim. Reportare adına benimle röportaj yaptığın için teşekkür etmek istiyorum. Bunu yıllardır beklediğimi de gizlemeyeceğim bu arada. Yani düşün on senedir bekliyorum. Çünkü Reportare önemsediğim bir platform. Sizin röportaj yaptığınız her insanı okudukça kendimi şöyle teselli ettim. Normal canım, bu insan varken şimdi niye benimle konuşsunlar ki diye. Şimdi artık benim de Reportare’de bir röportajım var. Yarın daha farklı hissedeceğim kendimi. Reportare’de röportajı olan birisi gibi hissedeceğim.

Ulvi YamanHer şeyden önce araştırma şirketi bağımsız olmalı ve gerek ulusal, gerekse uluslararası bir takım etik standartlarına uymayı taahhüt etmeli diye biliyoruz. Olması gereken bu. O zaman ilk soru şu, siyasal araştırmalarda araştırmayı yapan şirketin gerek hükümetle gerekse muhalefetle olan ilişkisi bizlerin araştırmayı okumakta, inanmaktaki pozisyonumuzda bir kriter midir? Bir kriter olmalı mıdır?

Ali Gizer: Kısa yanıt evet. Bir kriterdir elbette. Ancak bu soruya, tabi ki çizdiğin çerçevede, yanıt verirken, hemen her iş alanı için geçerli olan iki temel konuya değinmek gerekiyor.

Birincisi, bir araştırma şirketi olarak, araştırma hizmetini vermenize olanak sağlayacak şekilde pazarda karşılaşabileceğiniz ana müşteri gruplarının hangileri olduğu. Neredeyse dünyanın her yerinde ve Türkiye’de de araştırma sektörünün müşterileri iki ana gruba ayrılır. Birincisi özel sektör, ki yoğun olarak bu gruba hizmet verilir. Neden? Çünkü sayıca daha çok aktörün olduğu bir grubu oluşturur. İkincisi ise kamu sektörü, yani kısaca Devlet olarak da ifade edebiliriz. Bu gruptaki aktör sayısı özel sektör ile karşılaştırınca elbette ki daha düşük. Ancak buna karşılık yarattığı iş potansiyeli olarak hem sayısal açıdan hem de ciro etkisi açısından küçümsenmeyecek bir müşteri grubu elbette.

Kamuoyu geneli araştırma şirketlerinin isimlerini daha çok seçim dönemlerinde duyar. Ama bu şirketler sadece seçimden seçime çalışmazlar, sürekli olarak faaliyetlerine devam ederler. Dolayısı ile bu faaliyetlerine devam ederken de her iki müşteri grubu ile de çalışabilirler. Yani seçim dönemleri dışında da birçok araştırma şirketinin zaten Devlet, Türkiye gibi ülkelerde ise siyaset ile doğrudan ticari ilişkileri vardır. Bu ticari ilişki seçim arasındaki dönemlerde de devam etmektedir. Ancak kimi araştırma şirketleri siyasal araştırmalarını sadece seçim dönemlerinde yaparak, aradaki dönemde Devlet ile hiç ilişkide olmayabilirler.

Ben genel olarak Devlet ile çalışmamayı tercih eden grupta yer alıyorum. Bu Devlet işlerini yapmaya istekli olmadığımdan değil, aksine kamu projeleri hem çok kapsamlı hem de topluma değer katan çalışmalardır. Ancak kamu sisteminin siyasal sistem ile fazlasıyla karıştığı ortamlarda Devlet ile çalışmak kesinlikle siyaset ile de bir ilişkiye girmek anlamına gelir. Türkiye ne yazık ki bu açıdan talihsiz bir ülke. Devlet hemen hemen tüm organları ile siyasete bağlı olarak pozisyon ve karar alabilen bir yapıda.

Buradan da net anlaşılacağı üzere, araştırma şirketlerinin sadece seçim dönemlerinde değil, zaten sürekli olarak partiler ile ilişkileri olmaktadır. Önemi olan bu ilişkiyi nasıl yönetebildiğiniz veya yönetemediğiniz.

Bu noktada, ikinci ve daha önemli olan konu çıkıyor karşımıza. Araştırma şirketinin, müşterisi ister özel ister sektörden ister kamu sektöründen olsun, araştırmasını hangi etik ilkelere bağlı kalarak yaptığı ve sonuçlarını ne ölçüde takip edebildiği ile ilgili kısım.

Kamu veya özel sektör fark etmez aslında toplumda değer üreten herhangi bir unsurun temel etik kurallara bağlı kalarak çalışmasını yapması gerekir. Araştırma sektörü için bu kuralların neler olduğunu öğrenmek kolaydır. Hiç bilmeyen ESOMAR’ın, yani Avrupa Fikir ve Pazarlama Araştırmaları Derneği’nin sitesinden araştırmacılığın etik standartlarına rahatlıkla ulaşabilir.

Bu standartlar bir araştırmacının, araştırma öncesinde, süresince ve sonrasında hangi etik kurallara uyması gerektiğini; uymasının hem kendisi hem müşterisi hem de toplumun geneli için neden önemli olduğunu açıkça izah etmektedir.

Buna göre bir araştırmanın doğru olmasından araştırma şirketinin kendisi sorumludur. Siyasi araştırmalarda ise, araştırmayı doğru bir metodoloji ile yapmayı saymıyorum bile, en önemli sorumluluk alanı yayın aşamasıdır.

Bu konuya ESOMAR meslek etik standartlarında özel bir bölüm ayrılmıştır ve araştırmacının, kendisinden doğrulayıcı bir görüş alınmadığı halde bir araştırmanın yayınlanmasına izin vermeyeceğini iş akdinde belirtmesi gerektiği, yayınlanan araştırma sonucunda toplumun kanaatini çarpıtıcı bir sonuç olduğunda ise bundan araştırmacının birincil derecede sorumlu olacağı açık ve net olarak bildirilmiştir.

İşte eğer bir araştırma şirketi bu etik standardı karşılayamayacağını, daha doğrusu savunamayacağını düşünüyorsa kesinlikle ne Devlet ne de herhangi bir siyasi parti ile çalışmamalıdır. İşsiz mi kalır peki? Elbette ki hayır. Bütün bir sektör bu kuralı harfiyen uyguladığı halde araştırma şirketleri işsiz değil, kamunun kendisi araştırma şirketsiz kalır.

Ulvi YamanBizlerin “araştırmanın evreni” dediğimiz araştırmanın yapıldığı iller, ilçeler, bunların sayısı, denek dağılımı araştırmada ne kadar önemlidir. Yerel yönetimlerle ilgili araştırmaları bundan ari tutarsak, Türkiye genelinde yapılacak olan bir araştırmanın evreni ve denek sayısı konusunda neler söyleyebilirsin, bunların olmazsa olmaz dağılımı ve sayısı var mıdır, inanırlık, güvenirlik açısından? Varsa nedir?

Ali Gizer: Yine kısa yanıtım var. Türkiye geneli bir araştırma için, güvenilirlik adına belirli bir ideal örneklem sayısı yoktur.

Bu sıklıkla karıştırılan bir konudur. Öncelikle hiyerarşik sıralamayı söylersem konu daha rahat anlaşılır. Büyükten küçüğe doğru; araştırma evreni, araştırma çerçevesi veya diğer adı ile araştırma nüfusu ve araştırma örnekleminden bahsediyoruz aslında.

Genel olarak araştırmalar çok nadiren araştırma evrenini temsil edecek şekilde yapılır. Araştırma evrenini tüm Türkiye nüfusu gibi düşünmekte yarar var. Bu nüfus ile ilgili çok nadiren araştırma yapılır. Örneğin nüfus sayımı. Biz daha ziyade araştırma çerçevesinde veya nüfusunda çalışma yaparız ve onu temsil etmeye gayret ederiz. Yani Türkiye’deki belirli bir unsur hakkında çalışmalar yapılır. Bu belirlenmiş nüfus hakkında temsili bir fikir beyan edebilmek için ise çeşitli yöntemleri kullanarak bir araştırma örneklemi çekeriz.

Araştırma örnekleminin hangi yöntem ile belirleneceği, büyüklüğünün yani denek sayısının ne olacağı ise, birinci sırada araştırma amacına, ikinci olarak araştırma konusu ile ilgili olarak araştırma nüfusunun ne ölçüde bağdaşık olduğuna, üçüncü olarak ise verilere dair nasıl bir güven düzeyi ve güven aralığı tercih ettiğimize göre değişiklik gösterir.

Birincisi yani araştırma amacı, özellikle araştırmada kullanılması gereken metod ve teknikleri doğrudan belirleyici bir vasfa sahiptir.

İkincisi yani araştırma nüfusunun bağdaşıklığı, buna homojenliği de diyebilirsiniz. Bu kriter sizin araştırma konunuz hakkında ne ölçüde güvenilir varsayıma sahip olduğunuzu açıklayabilemenizi ister. Araştırma örnekleminin büyüklüğünün tespitinde, araştırma sektörü dahil an az bilinen ve anılan ama en kritik olan öneme sahiptir.

Üçüncüsü ise yani seçtiğiniz güven düzeyi ve güven aralığıdır. Bunun seçiminde ise araştırma sonuçlarının ne ölçüde yaşamsal olduğu, yaklaşık veya kesin değerlere ne ölçüde ihtiyacınız olduğu belirleyicidir. Hem araştırma amacı ve konusunun önemi, hem de bütçe olanakları bu seçimlerde etkili olmaktadır.

Araştırmacı, bu üç belirleyici kriterin değişen kompozisyonuna göre araştırma örneklemini belirler. Kimi konular vardır ki 300 kişi ile görüşerek Türkiye genelinde bir yorum yapabilirsiniz, kimi konular vardır ki büyük örneklem dediğimiz 10 veya 20 bin sayılarına çıkmanız gerekebilir.

Ulvi YamanBu soru yukarıdakiyle bağlantılı, Türkiye genelinde bir siyasal araştırma için denek sayısı, illere göre dağılımı, kadın erkek oranı, yaş, eğitim vb. gibi kriterleri nasıl belirlenmeli. Hangi kriterlere uymuyorsa bu araştırma güvenilir değil diyebiliriz?

Ali Gizer: Bir çalışma siyasal araştırma gibi net olduğu düşünülebilecek bir konuda dahi yapılıyor olsa, yine de bir önceki soruda saydığımız üç kriter geçerliliğini korur.

Kimi siyasi araştırma vardır genel olarak sadece seçim sonucunu tahmin etmeye çalışır, kimi siyasi araştırma vardır, belirli bir grubun veya grupların bu seçimlerde nasıl davranacağını anlamaya çalışır. Birisi için belki bin kişi, bir diğeri için on bin kişi gerekebilir.

Aynı şekilde yine araştırma amacına bağlı olarak, araştırma nüfusunu belirleyen çerçeve ile buna bağlı olarak araştırma örnekleminin profili dengesizmiş gibi görünebilir. Önemli olan amaç.

Ama işi basitleştirelim. Türkiye genelinde, genel seçmenin nasıl bir seçim tercihinde bulunacağını tahmin etmeye çalışıyoruz diyelim. Araştırma evreni yine tüm Türkiye. Ama bu evren tanımlaması yeterli mi tartışılır. Çünkü yurt dışında yaşayan Türkiye kökenliler de var. Biliyoruz ki gün geçtikçe yüzde birlik farklılıklar dahi çok belirleyici olabiliyor. Araştırma nüfusu ise daha dar. Yani seçimlerde oy kullanabilecek, seçmen olma hakkına sahip olan bireyler. Yani araştırma evreni yaklaşık 85 milyon araştırma nüfusu ise 60 milyon. Şimdi bu 60 milyonu temsil edecek bir örneklem oluşturacağız. Elbette ki birinci bakacağımız bu nüfusun demografik özellikleri. Buna uyumlu olmaya çalışacağız. Ama dikkat edersen emin olmadığımız bir varsayımdan hareket ediyoruz yine. Her bireyin kişisel özelliklerine göre farklılaştığını ve seçimlerde kullanacakları oyun bu kişisel özelliklerine göre değişebileceğini, başka bir etki olmadığını kabul ettik. Yani erkeklerin kadınlar, gençlerin yaşlılar, patronun işçisi veya kamunun belirli bir bölge halkı üzerinde veya tersi doğrultuda etkisi olmadığını varsaydık. Şimdi öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki. Acaba oy kullanmada çok bilinen bağımsız değişkenler olarak, cinsiyet, eğitim, meslek, gelir, sosyal veya ekonomik statü gibi unsurlar ne ölçüde etkili ki? Yani örneklem neyi temsil edecek?

Soruna dönelim. Araştırma hangi kriterlere uymuyorsa güvenilir değildir. Araştırmacı, araştırma nüfusuna değin bilgiye sahip değilse, veya bilgiye sahip olmadığını bilmiyorsa, ki bu çok önemli bir bilgidir, o araştırma güvenilir olmaktan giderek uzaklaşır.

Ulvi YamanBir başka konu da araştırmanın sahasının yapıldığı süre… Yani araştırmanın sahadaki başlangıç ve bitiş tarihlerinin hangi aralıkta olması gerekiyor. Özellikle bizim gibi gündem yoğun ülkelerde araştırmanın sahası uzadıkça gündem bağımlı cevaplarda sapmalar olabiliyor, en doğru süreç nasıldır, nasıl belirlenmelidir?

Ali Gizer: Bu da çok önemli bir soru. Yanıtım yine araştırma amacına göre değişir olacak. Daha doğrusu araştırma konusunun dış etkenler ile etkileşimine ve bu etkileşimin yoğunluğuna göre değişir diyeceğim. Ama bu etkileşimden daha önemli bir husus daha var. Etkileşim çok yoğun olabilir ama araştırma konusunun bu değişime tepki verme süresi değişiklik gösterebilir. Araştırma konusunun değişim gösterme ve tepki verme süresi çok uzun olabilir.

Ama böyle bir soru olunca, yine de büyük ölçüde siyasi araştırmalar akla geliyor tabi. Öncelikle soruda belirttiğin yönde bir etki olduğunu kabul ettiğimi söylemeliyim. Araştırmanın başlangıcı ile bitişi arasındaki sürenin uzunluğu, bilgisine başvurduğumuz bireylerin yanıtlarında değişimlere neden olabilir. Önemli olan bu değişimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair bir bilgimiz var mı. Bu noktada biraz deneyimin yararı olduğunu söyleyebilirim. Ancak deneyimi olmayan çaresiz mi, elbette ki hayır. Ancak bu konuya çalışmış olması lazım. Çok okuyup fenomenler ile bunları etkileyen dış unsurlar arasındaki etkileşime dair fikir sahibi olması gerekir.

Aslında her araştırma bize bu konuda bir şeyler öğretiyor. İyi bir araştırmacı araştırma bittikten sonra da her fırsatta elindeki veri setini inceleyerek bir takım yeni keşiflerde bulunabilir. Ayrıca bir araştırmacı yıllar boyunca farklı farklı konularda yaptığı araştırmaları tek bir büyük araştırmaymış gibi bir bütün olarak da anlamak kabiliyetine sahip olmalıdır bence. Böylelikle bu bahsettiğimiz etkiden kendisini ve çok değerli araştırmasını koruyabilecektir.

Ulvi YamanHer siyasi araştırmada karşımıza çıkan bir şey var; “Kararsızların Dağılımı” bu kararsızların ve/veya nötr cevap verenlerin dağılımı nasıl yapılıyor, nasıl yapılmalı? Burası manüpilasyona açık bir yer midir? Doğrusu nasıldır?

Ali Gizer: Hem de çok açık bir yer. Hele ki bu dağılım, zayıf varsayımlar ve yine aynı zayıflıktaki ek veri setleri ile yapılıyorsa. Kafadan yapılmasını saymıyorum dahi. İtibar edilecek bir şey değil. Evet deneyim önemli ama, deneyim mantıksal bir denetim aracı olarak kıymetli burada.

Şimdi senin sorunun biraz daha çetrefilli kısmına gelelim. Acaba bu yanıt alamadığımız kişiler kararsız mı, yoksa araştırmada sıklıkla karşılaşılan ve katılım önyargısı veya yanıtlanmama hatası olarak adlandırdığımız bir durum ile mi karşı karşıyayız. Araştırmacının her ikisi arasındaki farkı iyi ayırt edebilmesi gerekir. Eğer bu bias ile karşı karşıya iseniz hiçbir metot sizin kararsızları doğru bir şekilde dağıtmanıza olanak sağlamaz.

En meşhurundan bahsedelim mesela. Bunu bilmeyen araştırmacı yoktur zaten. The Literary Digest dergisi 1936 Amerikan Başkanlık seçimleri öncesinde okurlarına on milyon anket postalıyor ve dörtte bir oranında geri dönüş alıyor. Rekor bir sayı yani. 2.4 milyon anketten bahsediyoruz. Analizler sonucunda Cumhuriyetçi Alf Landon’un 531 oyun 370’ini alarak başkan olacağını öngörüyor derginin analistleri. Seçimlerde Landon sadece sekiz oy alabiliyor. Landon bir önceki Başkan olan Hoover’ı yenerek Cumhuriyetçilerin adayı oluyor bu arada. Müthiş bir başarı. Kazanan başkan ise Demokrat aday Roosevelt. Araştırma tarihine en önemli kararsız dağıtımı başarısızlığı olarak geçtiğini söyleyebiliriz. Neden, Demokratlar yanıt vermiyor çünkü.

İyi bir araştırmacının kararsızlık durumu ile çok ama gerçekten çok nadiren karşılaşacağını bilmesi gerekir. İnsanların özellikle de siyasal konularda kararsız olma durumları çok geçicidir. Birey kararsız olmayı sevmez, ancak kararını ifade etmekte sorunlar yaşayabilir. Buna göre esasen yanıtsızlık ile karşılaşırız araştırmada. Bu nedenle araştırmacının bireyin aldığı karar ile ilgili fikir sahibi olmasına olanak sağlayacak veriyi araştırma sırasında veya belki de başka bir araştırmada üretmiş olması daha doğru olacaktır. Ancak bundan sonra, kararsızların değil belki ama yanıtsızların dağıtımdan bahsedebiliriz.

Ulvi YamanAnket soru formunun hazırlanışı, soruların dağılımı, çoktan seçmeli sorulardaki öncelik sırası, olumlu/olumsuz soru çeşitleri bir araştırmayı ne kadar manipüle edebilir. Bu soru formu nasıl olmalı biraz anlatır mısın?

Ali Gizer: Yine kısa yanıtla başlayalım. Çok manipüle edebilir. Anket hazırlamak senaryo yazmak kadar incelikli bir iştir gerçekten de. Sürekli de geliştirmeye açıktır. Sorular, soru tipleri, çok önemli bir konu olarak kullanılan ölçekler ile kullanılacak dil ve senin de belirttiğin gibi akış. Bunlara büyük bir hassasiyetle karar vermek gerekir. Tıpkı aristokrat bir sofrada çatal, bıçak ve kaşıklar ile bardakları dizmek kadar lüzumsuz görünen ama incelikli bir çalışma.

Müşteri her toplantıda bir soru ekleyip bir soru çıkartarak sizi zor durumda bırakabilir. Üşenmeden her yeni giren bilgi parçacığına yer bulmanız lazım. Yoksa ne olur? Yoksa anket çekiçle ve zorla sıkıştırılmış yap boza döner. Evet günün sonunda kare bir şey elde edersiniz ama ortaya nasıl bir resim çıkar ve bakan ne anlar belli olmaz. İşte ankette de bir resim çiziyorsunuz ve bakandan yani yanıtlayıcıdan size anlamlı bir sonuç vermesini bekliyorsunuz, olacak iş değil.

Siz ne kadar saklarsanız saklayın anket enformatik bir dokümandır. Bu arada anket diyorum, ama buna geniş anlamda araştırma enstrümanı da diyebilirsiniz. Bir gözlem aracı yani. Bir de neyi biliyoruz artık kesin olarak? Çift yarık deneyi bize net olarak gösterdi ki, gözlemci gözlem konusunu bozar. Araştırmacının kendisi zaten gerçek bilgi ile gözlenen bilgi arasında bir yerde ve bir enterferans unsurudur. Bir de buna elindeki aracı eklerseniz, içinden çıkılmayacak zor bir durum ile karşı karşıya kalırsınız.

Öyle bir anket tasarlamalısınız ki, siz anketi yapıp kişinin yanından ayrıldığınızda kişinin araştırdığınız konu hakkındaki bilgi seviyesi ve kanaatleri değişmemiş olsun. Çok zor, hem de gerçekten zor. Araştırmacı kendisini bu konuda sürekli ve sistematik olarak eğitmeli. Her yapılmış araştırmasından sonra akışın etkisini muhakkak analiz etmeli. Hatalarını tespit etmeli ve bunlardan sakınmalı.

Geçenlerde bir araştırma modelledim ve buna ait anketi de tasarladım. Müşteri tarafından, danışmak şeklinde bile değil, bir eleştiri geldi. Tasarlanmış anketin ölçekleri hatalıdır, Likert ölçeği beşli olmalıdır, lütfen düzeltilsin diye. Yanıtım basitti tabi benim. Kullandığım ölçek Likert değil.

Biz hala elbette ki disiplinimiz için çok önemli bir araştırmacı olan Rensis Likert’in 1932 tarihli ölçeğinin ötesine geçemeyen bir anlayışa yeni ve unortodoks araştırmaları anlatmaya çalışıyoruz. Küçümsemek için söylemiyorum ama, T model arabaların müşterilerinin görüşlerini ölçmeye çalışan bir ölçek ile günümüz teknolojisi ile yaşam unsuru haline gelmiş olan mobil sistemleri ölçmeye çabalamaya benziyor bu.

Ulvi YamanBir siyasal araştırmanın yöntemi sence nasıl olmalıdır? Kalitatif, kantitatif, Kati, Fokus Grup gibi bir çok teknik var, buna son dönemlerde yeni yöntemler de eklendi. Hybrid araştırmalar da çok görmeye başladık. Ne dersin?

Ali Gizer: Aslında, adını yeni koyduk veya duyduk diyelim. Araştırmacılar zaten uzun yıllardır araştırmalarını hibrid yani karma metotlar ile yapıyorlardı. Özellikle işini iyi yapmaya çalışanlar. Bir niceliksel araştırmayı modellerken dahi, aslında niteliksel araştırma yöntemlerinden yararlanırsınız. En azından araştırmacının kendisi yararlanır.

Ama burada yöntem seçerken, bu iyi şu kötü veya bu yeni şu eski diye bir şey yok. Araştırma yöntemi kesinlikle araştırma konusuna göre seçilir. Modellerken yapılacak tercihi belirlemede en önemli unsur budur. Bunu dışındaki yaklaşım ve düşünceler bir modayı takip etmenin ötesine geçmez. Çok güzel bir yöntem dahi kimi zaman çatalla çorba içmeye benzer.

Bir de yöntem ile tekniklerin birbirine karıştırılması sorunu var. Yani online yöntemini kullanıyor musunuz diye sorarlar. Ne gibi dediğinizde ise online anket yapıyor musunuz derler. Sonuçta kullanılan tekniğin niceliksel bir yöntem olduğunu fark etmez insanlar. Online araştırma da niceliksel, niteliksel veya karma olabilir. Bu yöntem değil tekniktir çünkü. Aynı şekilde CATI, odak grup gibi kullandığımız ifadeler de yöntem değil teknik ile ilgili uygulamaların adlarıdır.

Ama yine soruna dönersek, ben araştırmalarımı karma yöntem ile yapmaya eğilimliyim. Bu eğilimden çok bir zorunluluk aslında. Yani sadece bir yöntemi kullanarak bir sonuca ulaşmak o kadar zor ki. Hatta kimi zaman mümkün bile olamıyor. Yaşam öyle değil çünkü. Yaşam sadece sayılardan veya düşüncelerden oluşmuyor. Yaşam bunların bir karması. Ancak sonuçların sunumunda anlaşılır dile uygun olarak yöntemi niceliksel veya niteliksel olarak ifade etmemiz gerekebiliyor.

Ulvi YamanAraştırmayı yapan şirket, sahadan gelen dataya ne kadar güvenebilir. Yani anketörün o anket formlarını evde kendi doldurmadığını, yönergede yer alan yaş, cinsiyet, bölge vb. kriterlere uyup uymadığını anlayabilir mi? Bunun için bir kontrol mekanizması var mıdır?

Ali Gizer: Çok rahatlıkla anlaşılır. Hani denir ya, uyduruk anket yüz metreden kendisini belli eder. İyi bir araştırmacının, bir anketin doğru olup olmadığını anlaması çok zor değil. Ama tabi bu deneyim kısmı işin. Deneyim de geçerliliği olan bir güvenilirlik aracı değil. O yüzden sizi sıkmadan biraz da işin teknik kısmını anlatayım. Bir de şunun altını çizeyim açıklamaya girmeden. Araştırma sektörü de eskisi gibi değil. Yani geçmişte birçok uygunsuzluk yaşanmıştır. Ama sektördeki herkes de bilir ki bu uygunsuzluklar sizin geleceğinizi büyük tehdit altına alır. Sürdürülebilir bir hizmet üretemez hale gelirsiniz. Araştırma her pozisyonu ile ciddiyetli bir meslektir. Yani sanıldığı gibi öğrencilerin boş zamanlarında para kazanmak için yaptığı bir uğraş değildir. O çok eskidendi.

Öncelikle, biraz da hatalı olarak kullanılan, serbest saha denilen yöntemden bahsedelim. Toplum genellikle bu tip anketler ile karşılaşır ve tüm araştırmaların böyle yapıldığına dair bir genellemeye sahip olur zihninde. Oysa ki serbest saha çok nadiren kullanılır. Serbest saha denildiğinde tabi akla şu geliyor, kelimeden dolayı, anketör önüne çıkan ile görüşüyor sanılıyor. Tesadüfilik de aynı şekilde yanlış anlaşılır. Bu terimler aslında, araştırma nüfusundaki her bireyin araştırma örneklemine dahil edilme ihtimallerinin eşitlenmesi anlamında teorik karşılığı olan ifadelerdir.

Dolayısı ile bir araştırma şirketi tarafından yapılan bir araştırma, dildeki genel kullanımı anlamıyla, ne serbest yapılır ne de tesadüfi olarak. Önemsiz bir açıklama gibi görülse de zaten gerçek ve olmayan anketi ayırabilmenin püf noktası da burada.

Araştırmacı, saha çalışmasına başlamadan önce, ya gidilecek yer ya da görüşülecek kişi olarak ne yapılması gerektiğini bilir. Yani araştırma nokta atışı görüşmeler yapar. Bütün görüşme ihtimalleri önceden belirlenir. Eğer bu görüşme gerçekleşmez ise, buna alternatif olacak ikameler de yine aynı şekilde önceden belirlenir. Yani kişisel bilgileri olarak söylemiyorum ama, kiminle görüşüleceği çok bellidir. Anketörü sokakta karşınıza çıkan birisi olarak kabul edersiniz genellikle. Ama o anketörün neden orada olacağı, kiminle görüşmesi gerektiği, hangi görüşmenin geçerli kabul edilip edilmeyeceği daha sahaya çıkmadan bellidir.

Her araştırma ekibi kendi içinde, daha sahadayken bile kontrol mekanizmalarına sahiptir. Bunlar pek görülmez ama her ekibin bir takipçisi vardır. Araştırmanın türüne göre sürekli bir saha gözleme durumu vardır. Ancak bu da yeterli değil. Saha sonrası kontroller de var. İç tutarlılık kontrolleri, gerekli hallerde yanıtlayıcı ile iletişime geçerek kontrol etme en çok kullanılanlar. Burada bahsettiğimiz konu, güvenilirlik ve geçerlilik başlığı altında toplayabileceğimiz çok derinlikli bir literatür. Sadece anketörün doğru görüşmeler yapmış olması bu elde edilen verinin kullanılması için yeterli değildir. Sahada çok sayıda görüşme yapabilirsiniz ama kabul edeceğiniz net görüşme sayısı bunun çok altında olabilir.

Ulvi YamanPeki yukarıdaki kriterlerin hepsine uyuldu diyelim, data doğru geldi, araştırmanın raporunu yazarken manipüle etmek mümkün müdür? Yani 2+2 bir araştırma sonucunda istediğimiz rakam çıkabilir mi, çıkarılabilir mi?

Ali Gizer: Mümkün tabi. Çok da kolaydır bunu yapmak. Kimin kimi manipüle ettiğine de bakmak lazım tabi. Araştırmacı mı sayıları yoksa sayılar mı araştırmacıyı manipüle ediyor.

Ama öncelikle şunu söylemek isterim. Amacın tespitinden, nihai sonuç raporunun sunumuna kadar geçen bütün süreci ile, araştırma mayın tarlasında yürümek gibi bir şeydir. Bu anlamda neredeyse uzaya roket göndermeye benzer. Başarısız olma ihtimali, başarılı olma ihtimalinin çok üzerindedir. Bir hesaplamaya göre uzay mekiğinin dünyadan ayrılıp geri gelmesi ihtimali bir milyonda birdir. İlginç olan durum, bu gerçekleşir. Bir kez hata yapıldığı halde ise, Challenger’ın 86’daki fırlatmasında olduğu gibi, bu hata insan yaşamına mal olur. Belki bütün işler böyledir ama araştırmada bu durum çok belirgin olarak her adımda kaşımıza çıkar.

Gelelim soruya. Araştırmada her sürecin olması gerektiği ve doğru bir biçimde gerçekleştiğini varsayalım. Sonuçlar da geçerli ve güvenilir. Araştırmacı bunu manipüle edebilir mi? Bunu zaten bir tek araştırmacı yapabilir dersem, sanırım yanıtım daha net olur.

Ben bu durumu etik dışı bir davranış olarak kabul ettiğim için araştırmacılıktan saymıyorum. Yani senin sorunda şöyle bir paradoks var. Bunu yapan araştırmacı mıdır? Yani hala bu kimliğinden bahsedebilir miyiz? Bir araştırmacı araştırma sonuçlarını manipüle ediyorsa, zaten o noktadan itibaren araştırmacı değildir.

Buna göre soruna şu net yanıtı hem de altını çizerek vermeyi daha doğru buluyorum. Hiçbir gerçek araştırmacı, araştırma raporunu yazarken sonuçları manipüle etmez. Eden de zaten araştırmacı değildir.

Ulvi YamanÇok sevdiğim bir laf vardı, kimilerine cinsiyetçi gelecektir şimdi ama söyleyeceğim; “araştırma mini etek gibidir çok şey gösterir ama asıl göstermesi gerekeni göstermez” denilir. Özellikle siyasal araştırmalarda siyasi araştırmayı yapan da, okuyan da, raporlayan da en önce partilerin yüzde oranlarına odaklanır ve bunları bir PR malzemesi olarak kullanmaya çalışır. Oysa araştırma bize çok şey söyler, özellikle raporlanmayan bölümlerde. Farklı çaprazlamalarla aynı araştırmadan biz bir trendi, farklı segmentlerdeki oy potansiyelinin artışını, azalmasını, bunların sebeplerini görebiliriz. Bu noktadan hareketle önümüze bir araştırma geldiğinde neleri sorgulamalıyız?

Ali Gizer: İki tür araştırma okuyucusu vardır genellikle. Sonuçları görenler ve hemen kendi kanaatleri ile sonuca ulaşanlar, bir de sonuçları gördükten sonra bu sonuçlara neden olan faktörleri ve nedenselliği sorgulayanlar. Birincisi için araştırmacının yapabileceği bir şey yok.

Birlikte birçok sunuma girdik seninle biliyorsun, bu noktada en fazla şunu yapabiliyoruz; sonuçların olduğu slaydı en sona koyuyoruz ki, bizi bu sonuçlara ulaştıran nedenleri insanlara anlatabilelim. Ama ne yaprsan yap, birinci gruptaki insanlar sonuç slaydına geldiğinde arada anlattığın her şeyi bir anda unuturlar. İkinci grup için ise sıralama ile oynamana gerek yoktur zaten.

Araştırma polisiye romanı gibi olmak zorunda değil. Katili en sonda açıklamaya gerek yok. Hatta en güzel polisiyeler, katili baştan bildiklerinizdir. Akıl vardır işin içinde çünkü, okuyucuya katili bildiği halde romanı okutabilmek kabiliyeti vardır.

Soruna odaklanırsak, bir araştırma geldiğinde nelere bakmalıyız. Araştırma okuyucusu, eğer ki araştırma ve araştırmacıya değin bir güven sorunu yoksa, metodolojiye en son bakar. Ama araştırmanın kapsamına, neyin temsiliyeti olduğuna bakmalı öncelikle. Yani araştırma çerçevesi, nüfusu nedir, sonuçlar bize hangi kesimi veya fenomeni anlatmaya çalışıyor, bunu anlamak lazım önce. Siyasi araştırma ise, hangi bölge kapsamında, nasıl bir seçmen grubunu temsil ediyor mesela. Genellemelere gitmemek için buna dikkat etmek lazım öncelikle. Daha sonra araştırmanın sonuç tablolarını ve grafiklerini incelemeye başlayabiliriz. Artık gördüğümüz sayıların ve yorumların kapsamının ne olduğunu bildiğimiz için, daha rahat analiz yapabiliriz zihnimizde, yanıtlar üretebiliriz. Bizim frekans tabloları dediğimiz basit pasta grafikler ancak genel bir bilgiye sahip olmamızı sağlar. Senin de belirttiğin gibi karşılaştırmalı analizler biraz daha verimli sonuçlar üretmemize olanak sağlar, okuyucu olarak.

Her araştırma sudoku gibidir. Size bazı bilgiler verir ama aynı zamanda tamamlamanız gereken boşluklar da vardır. İşte bu sudokuyu çözmek büyük bir keyiftir.

Diğer belirttiğin nokta da önemli. Elbette araştırma bir iletişim aracıdır aynı zamanda. Ben araştırma sonuçlarının iletişim amaçlı kullanımına karşı olan birisi değilim, ancak bu iletişimin doğru veriler üzerinden yapılmış olması kaydıyla tabi. Ancak bunun ötesinde araştırma bir iletişim kanalıdır da aynı zamanda. Yani sizinle, araştırmaya katılanlar arasında tek yönlü bir bilgi aktarım aracıdır. Dolayısı ile araştırmanın size ne söylemeye çalıştığını, neyi söylemediğini de iyi anlamak lazım. Senin de belirttiğin gibi raporlanamayan şeyin ne olduğunu anlamak lazım. Her araştırma sudoku gibidir. Size bazı bilgiler verir ama aynı zamanda tamamlamanız gereken boşluklar da vardır. İşte bu sudokuyu çözmek büyük bir keyiftir.

Ulvi YamanMesleki deformasyon ve obsesyon yüzünden, önüne bir araştırma düştüğünde, her ne konuda olursa olsun bakmadan duramadığını biliyorum. Kayıtsız kalamıyorsun. Ali Gizer bir siyasi araştırma önüne geldiğinde öncelikle nelere bakar, nasıl okur, nasıl eleştirir?

Ali Gizer: Tabi ki kayıtsız kalamam. Merak ederim hemen. Şimdi bu yanıtı araştırmacı olduğum ve insanlardan farklı bir yanıt vermem gerektiği için bu şekilde verdiğim düşünülebilir ama samimiyetle sıralayayım nelere baktığımı.

Öncelikle kimin yaptığına bakarım araştırmayı. Burada biraz sektörel merak ve araştırma iyi ise hafif bir kıskançlık da var elbette. Bununla birlikte hemen araştırmayı kimin yaptırdığını da bulmaya çalışırım. Bunu ilk bakışta göremezsem zorlarım hatta bulmak için.

Sonra modele baktığım düşünülebilir ama bu kadar yıl sonra artık onu en son bakıyorum. Çünkü genellikle bakınca anlarım modelin ne olduğunu. Model tabi yöntem ve teknikleri de içeriyor. Genel anlamda model dedim. Keşfedici bir araştırma mı, durum saptayıcı mı, bunları da model başlığına alıyorum. Modelde detay bir şey var mı diye de en sonda bir bakarım elbette. Ama kapsam ikinci sırada hemen görmek istediğim bir şeydir. Nasıl bir kapsamda yapılmış araştırma, bu önemli benim için. Doğru anlamak için önemli. Üçüncü sırada ise amaç gelir. Araştırmanın neden yapıldığını anlamaya çalışırım. Araştırmanın amacı okurken neyin neden sorgulandığını da anlamamı sağlar. Yani hangi varsayımlardan yola çıkılmış. Burada varsayımların gücü de dikkatimi çeker benim. Teorik varsayımlar mı kullanılmış yoksa araştırmacı yeni varsayımlar mı geliştirmiş. İşte burası en keyifli kısmı olur benim için. Anlaşılacak dilde söylemek gerekirse, araştırmaların neredeyse yüzde doksanı varsayımsal yani hipotetiktir. Bunları test edersiniz zaten çalışmayı yaparak. O yüzden varsayımlar zayıf ise aynı şekilde zayıf bir araştırmadır. Ama akılcı, özgün varsayımlar olan araştırmaları okumak da keyiflidir. İşte burada da biraz kıskançlık olur bende. Çok iyi akıl etmiş derim. İlgimi çeker ve keyif verir. Ve evet siyasi araştırmadan bahsediyorum. Yani siyasi araştırmanın da güzeli var.

Araştırma sonuçları gelir tabi hemen sonra. Nasıl bulgular elde edilmiş, analiz sonuçları neler veriyor bize. Ama bu arada o dediğin obsesyondan dolayı verilerin biçimsel olarak nasıl sunulduğuna da bakarım, yani dikkatimi çeker. Veriye uygun doğru grafik tipleri mi seçilmiş, bunlar iyi kullanılmış mı, bunlar önemli. Genellikle gazeteler hep yanlış kullanır mesela grafik tiplerini. En çok da sütun grafik ile trend grafiğini karıştırırlar. Oysa ki pasta, sütun, çizgi ve xy grafiklerin kullanımı sunulacak veri tipine göre belirlenir, güzel olduğu için değil. Ama bunu bilmeyen araştırmacı bile vardır. Bilmeyenler için Abela’nın veriye göre grafik seçimi matrisini öneririm. Ne demek istediğim daha rahat anlaşılır o zaman.

Ama en çok keyif aldığım kısmı ise en sona bırakırım. Bu araştırmada ne yok kısmı. Sorgulanması gerektiği halde sorgulanmayan neler var. Mesela tablolarda sayı olan yerlerden çok boş hücreler dikatimi çeker. Neden veri oluşmamış burada. Yine az önce bahsettiğimiz gibi, yanıtlanmama hatası var mı, eğer var ise bu durum diğer analizlere ne şekilde yansımış olabilir, araştırmacı bu durumu farketmiş mi, sorunu bertaraf edebilmiş mi. Bunlar bittikten sonra da, araştırmacının da kontrolünün dışında, gerçekten neler hiç kapsama girememiş, gözden kaçan nedir?

Özellikle siyasal araştırmalarda kimse öküz altında buzağı aramaz. Genel olarak araştırmacılar da kaçınır bundan. Ama bu durum karşınıza da çıkabilir. Yani öküzün altında buzağı görürsünüz. Burada insanlar genellikle gördüklerinin saçmalığına takılır veya görmezden gelir. Ben ise biraz farklı davranırım öküz altında buzağıyı görünce. Kendime şunu sorarım, yahu inek nerede? İnek nerede ki bu garibim buzağı öküzün altında.

Ali Gizer

Ulvi YamanSon olarak ucu açık olarak topu sana bırakıyorum, bunlardan başka söylemek istediğin, önemli gördüğün noktalar varsa mikrofon senin…

Ali Gizer: Röportaj boyunca sorulara hep belirsiz yanıtlar vermiş gibi olabilirim. Ancak araştırmacılar olarak biz belirsiz bir bilimin uğraşı içerisindeyiz. Bu kötü bir şey değil bu arada. Hatta keyifli bile denebilir. Bu arada kullandığım ifade de bana değil Abraham Moles’a ait. Bilgi ve iletişim bilimleri konusunda çok önemli çalışmalara imza atmış olan Moles’un 90 yılında yayınladığı Belirsizin Bilimleri başlıklı kitabı aslında uğraş alanımızın nasıl tuzaklar ve yanılsamalar ile dolu olduğunu gösteriyor bize. Harika bir çalışma. Dileyen Yapı Kredi Yayınlarından edinebilir. Hatta bana kalırsa araştırma ve bilgi ile uğraşan herkesin mutlaka okumasında yarar var.

Ama şunu söyleyerek bitireyim sözlerimi. Kötü araştırma vardır elbette. Ne demektir kötü araştırma? Sonuçları doğru olmayan araştırmadır. Bir araştırmanın sonuçları iki nedenden dolayı doğru olmaz.

Birinci neden, araştırmacı araştırma yapmayı bilmiyordur veya eksikleri vardır. Donanım yetersizliği nedeni ile araştırma sorusunu yanlış sormuş, modeli hatalı kurgulamış, yanlış metodu seçmiş veya analizi yapamamış olabilir. Bunların mesleki bir karşılığı var. Telafisi zor olsa da, durum anlaşılabilir.

İkinci neden ise kabul edilebilir bir durum değildir. Yani birincisinin tam tersi, araştırmayı iyi bilen bir araştırmacı vardır karşımızda bu sefer. İşini iyi biliyordur. Hatta belki tüm inceliklerini. Ancak bilerek ve isteyerek araştırmanın kötü olmasına, yani ne demiştik kötü için, sonuçları doğru olmayan bir araştırma olmasına neden olmuştur.

Araştırmacılık kariyeri şöyledir. İlk basamak yeni araştırmacı olmak, daha sonra deneyimsiz araştırmacı olursun, daha sonra da deneyimli araştırmacı. Bu kariyer basamaklarını çıkarken iki şey öğrenirsin. Birincisi mesleğin ile ilgili teknik ve pratik bilgi. Ama bu seni ancak deneyimli araştırmacı yapar. Seni araştırmacı yapacak olan ise, araştırma ile ilgili felsefi, ideolojik, teorik ve etik bilgidir. Bilgi artı davranıştır. Demek ki, deneyimliden sonra gelen en üst basamak, tamamen bilinçli bir tercihtir artık. İyi araştırmacı veya kötü araştırmacı olmak. Benim amacım iyi araştırmacı olmak, daha fazlası değil. Teşekkür ederim.

Leave a Reply