Son Mohikanlar…

Bu yazı Türkiye’de 20 yıl ve üzeri bu sektöre emek verenlere adanmıştır…

Sizin sektörde rakipleriniz vardır, bizim ise tatlı bir rekabet içinde olduğumuz dostlarımız. Sizin rakip dediklerinizi biz aklına, tecrübesine, yüreğine bazen sadece yanımızda olmasına ihtiyaç duyduğumuzda hiçbir menfaatleri olmadan gecenin bir yarısı “baba kalk gel, lazımsın” diye arayarak yataklarından kaldırarak getirenlerden, gelenlerdeniz… Biz aramızda tatlı bir rekabet olsa da üç kuruş para için müşteriye dostlarını satmayanlarız… Dostlarımızın imza attığı işlere inanırız, çünkü onlara inanırız, onlar bize inanır. Rakı sofrasında, iş yemeklerinde dostlarımızın yaptığı işlerini anlatırız kendi yaptığımız işleri değil, üstelik gururla anlatırız, kendimiz yapmış gibi…

Biz kalabalıklara inanırız, binlerce kişinin katıldığı bir partide müziğin baslarının tek bir kalp gibi binlerce kişinin yüreğinde aynı anda attığına, binlerce kişinin tek bir beden gibi dans ettiğine inanırız, bir konserde binlerce kişinin parçayı bir ağızdan bağıra çağıra söylemesine, bir festivalde binlerce kişinin sabahtan akşama dek bir çok deneyim yaşamasına, eğlenceli ve kaliteli zaman geçirmesine, sosyalleşmesine inanırız… Biz insanların bir arada olacağı, hayatları boyunca unutamayacakları, biletlerini, davetiyelerini saklayacakları, yıllar geçse de anlatacakları organizasyonlara inanırız… Biz insanların birbirlerine dokunmalarına, yüz yüze sohbet etmelerine, deneyimlerini paylaşmalarına, yüzlerindeki gülümsemeye inanırız… Biz evden uzakta aylarca süren, binlerce kilometrelik “road show”lara inanırız… Karış karış Anadolu’yu gezmeye, yolda olmaya, her yeri bilmeye, insanları tanımaya inanırız… Eksi sekiz derecede, tipi yağarken sıcak otel odalarından insanları dışarıya çıkarıp dans ettirebileceğimize inanırız, ettiririz…

Konserleri sahne arkasından seyretmeye inanırız, bize farklı bir bakış açısı sağlar, çünkü sahneyi değil sizi seyrederiz… Biz binlerce wattlık ses sistemlerine, ışığın her mekanı değiştiren büyüsüne inanırız… Geceler boyu süren prodüksiyonlarda yıldızların altında dekorların üzerinde yatıp, yıldızları seyretmeye inanırız… Çalışanlarımız yoktur bizim, iş yaptığımız abilerimiz, ablalarımız, el verdiğimiz tüm tecrübemizi, hayatımızı paylaştığımız gençler vardır. Gençlere inanırız… Kurulumlarda, soğukta, yağmurun, karın altında veya 40 derece güneşin altında aynı somunu paylaşmaya inanırız aynı kaptan yiyerek tüm yorgunluğumuza, uykusuzluğumuza rağmen yüzümüzde gülümsemeyle, ekmeğin burnunu koparıp karşımızdakine vermeye inanırız … 48 saat 72 saat uykusuzluğa inanırız çünkü uyku sekte vurur işimize, ruhumuza… Her mekanın bir ruhu olduğuna inanırız ve ruhu daha fazla ortaya çıkarabilmek için neler yapabileceğimize inanırız…

“Yapılamaz”, “olmaz”, “yetişmez” denilen işlere inanırız ve aşık oluruz… O yüzden “hayır” demeyi bilmeyiz, çünkü biliriz ki “hayır” dediğimiz zaman emekli olma zamanımız gelmiştir. Yüzlerce ton demire, ahşaba, trusslara, kumaşa, dijital baskılara inanırız. Bir gecede yüzlerce ton malzemeyi söküp mekan değiştirilebileceğine ve tekrar kurulabileceğine inanırız, kurarız… “Buraya araç sokamazsınız” dendiğinde duvarları yıkmaya, vinçlerle üçüncü kattan sokmaya inanırız, arabalı vapur yanaşsın diye sıfırdan iskele kurmaya, binlerce metrekare zemini söküp üzerine kamyon çıksın diye güçlendirerek yeniden yapmaya inanırız… Deliliğe inanırız..

Kendi “network”ümüze ve dostlarımızın “network”üne inanırız, dünyanın her şehrinde bir iki telefonla çözemeyeceğimiz iş, ulaşamayacağımız biri yoktur. Sorun çıkmayacak bir iş olduğuna inanmayız, Murphy kanunlarına inanırız, problem çözmeye bağımlıyız, kendimizi tekrar etmemeye, her seferinde sıfırdan başlayarak yeni bir şeyler öğreneceğimiz işlere inanırız. Araştırmaya, okumaya, izlemeye, herkesten öğrenebileceğimiz bir şeyler olduğuna inanırız… Bilgiye açız çünkü, öğrenmeye açız, yeniliklere açığız… Proje yazmaya, bir proje yazarken öğrenmeye inanırız… Yazdığımız her projeye inanırız, siz inanmasanız da, ödüller alırız, ödüllere inanmayız, dostlarımızın “eline sağlık” demesine ve yaptıklarımızı anlatmalarına inanırız… Kaynak kokusuna, mazot kokusuna, talaş kokusuna, boya kokusuna inanırız… Sizin ajansınız atölyeye işi kontrol etmeye gider, biz atölyeye mangalda istavrit, soğan, söğüş domates yemeğe ve çay bardağında rakı içmeye ve en önemlisi sohbete gideriz. İşi kontrol etmemize gerek yoktur çünkü yıllardır bizlerle gece gündüz birlikte iş yapmış dostlarımızla çalışırız… Dostlarımıza güvenir, inanırız… Teknik ekiplerdeki dostlarımız sihirbazdır bizim, mucizeler yaratır, kimi zaman hurdalıktan alınan torpil yönlendiricisini tamir eder dekor olarak kullanır kimi zaman en olmayacak malzemelerle olmayacak işler çıkarırlar… Onlar da hayır demeyi bilmezler…

Biz paraya inanmayız, dostlarımız dışında gelen tebriklere, övgü dolu sözlere de… Biz bir iş bitiminde sabaha karşı ekibimizle çimlere uzanıp, uykusuz, yorgun birer kadeh içip kutlamaya inanırız…

Teknolojinin, dijitalin içine doğmamış olsak da yeni jenerasyonlar gibi, biz teknolojiye ve dijitale inanırız, sorar, araştırır öğrenir kullanırız. Pandemi koşullarında yasaklı bir sektör haline gelsek de “online” da bir çok projeyi yine biz hayal eder, gerçekleştiririz.

Biz pandemi koşullarının bir gün geçeceğine ve yeniden yan yana, dokunarak, gülerek, paylaşarak, öğrenerek, deneyim yaşayarak organizasyonlar gerçekleştireceğimize inanırız…

Not: Başta ortağım Murat olmak üzere, Alper, İlker, Serhat, Yaşar, Fırat, Elmas, Adnan, Mustafa, Arhan ve tanışmasak da aynı duyguyu paylaşan sektörden tüm dostlarım, siz olmasaydınız bu sektör olmazdı ve bu iş bu kadar keyifli ve heyecan verici olmazdı… (Soyadlarını özellikle yazmadım, isimden çıkaramıyorsanız zaten bu sektörden bihabersiniz demektir)

Leave a Reply