“Marka Şehir” Projelerine Pandemi Açısından Bir Bakış…

“Marka Şehir” ne demek, nasıl “Marka Şehir” olunur gibi konularda üretilmiş bir çok doküman var o yüzden bunları tekrar etmek değil amacım, meraklısı zaten internet üzerinden bu dokümanlara ulaşıyordur. 

Türkiye’de “marka şehir” denilince iki farklı anlayış ve çalışma göze çarpıyor; bir tanesi “marka şehir” projesini logo, slogan, web sitesi, sosyal medya hesapları, bütçe bulunduğunda konvansiyonel mecralarda  “ne kadar güzel bir şehrimiz var, hadi gelin” diye iletişim yapmaktan ötesini algılayamayanlar, diğeri ise “marka şehir” kavramının şehir iletişiminden çok öte bir şey olduğunu, kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar, üniversiteler gibi paydaşları ve şehirde yaşayan her kişiyi içine katarak, yaşanabilir, sürdürülebilir doğru projelerle yatırım alabilen, öğrenci çekebilen, doğru göç alabilen (bireysel yatırımcıdan, emekliye, yazlık, ikinci ev alanlara) dek, yerli/yabancı doğru turisti çekebilen, şehrin değerlerini koruyan ve geliştiren, çevreye duyarlı, şehrin ekonomik, kültürel kalkınmasını hedefleyenler.

Birincisi için söyleyebilecek bir şey yok, “doğru” bildikleri yolda, yolları açık olsun, ikinci yolu benimseyenler için ise pandemi koşullarının dezavantajlarının yarattığı olumsuz koşulların aynı zamanda önlerinde duran bir fırsat olduğunu görmelerinde ve buna göre SWOT analizlerini revize etmelerinde fayda var.

Gıda konusunda;

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü ve Method Research Company ‘Koronavirüslü Günlerde Hayat Araştırması’ ve İyzico araştırmaları; tüketicilerin artık daha çok vakit geçirdiklerini ve evde daha çok yemek yaptıklarını, hijyen konusundaki güvensizlikten dolayı ambalajlı gıdalardan, paket siparişlerden uzaklaşarak, yerel, kaliteli, hijyenik ve sağlıklı yiyeceklere yöneldiğini gösteriyor. Yeni tarifler araştırarak evde sağlıklı yemek yapmak yükselen trendler arasında.

8,5 milyon üyesi bulunan mobil sadakat uygulaması Hopi’nin, Kantar Media Division ile birlikte yürüttüğü Covid-19 salgını ile ilgili detaylı anketin sonuçlarına göre; hazır yemek harcamaları salgın öncesi döneme kıyasla yüzde 63 azalmış durumda.

ThinkAloud Research Covid-19’dan sonra sosyal yaşamın nasıl olacağı araştırma sonuçlarına göre; Katılımcıların yüzde 26’sı 3 ay, yüzde 25’i 4-8 ay içinde, yüzde 49’u ise 8 aydan sonra tatile gitmeyi düşünüyor. Her 10 katılımcıdan 9’u ise yurt dışı tatillerin 8 aydan da uzun sürede gerçekleşebileceği söyledi.

KPMG Türkiye’nin ‘COVİD 19 GÜNDEMİ; Yeni Gerçeklikte Makro Trendler’ raporuna göre; Ürünlerin, markaların ve hizmetlerin piyasadik popülerliği ve penetrasyon oranları değişecek; aralarında sağlıklı yaşam, güvenlik, sosyal sorumlulğu destekleyenler ön plana çıkacak. Kriz, tersine küreselleşmenin etkisiyle, küresel ticaretin yavaşlamasına ve ürünlerin daha çok üretildiği yerlerde satılmasına neden olacak.

Sonuç olarak; Sağlıklı beslenme, sağlıklı ürünler satın alma alışkanlığı, kaliteli, iyi, hijyen koşullarına uygun gıda ürünlerinin önünü açıyor, yerel ürünlerin şansı artıyor ancak tüketici bu ürünleri ‘online’ sipariş etmeyi tercih ediyor. “Marka Şehir”lerin bu tarz ürünlerinin iletişimini yapması, satış noktaları oluşturması için tam zamanı.

Tüketici parasını daha tutumlu, daha ince eleyip sık dokuyarak harcama eğiliminde. Özellikle gereksiz harcamalardan kaçınırken gıda konusunda güvendiği, inandığı, kaliteli ürünlere daha fazla para verebilme eğilimine sahip.

Turizm konusunda;

Hopi, Kantar Media Division ile birlikte yürüttüğü Covid-19 salgını ile ilgili anketi, ThinkAloud Research Covid-19 araştırma sonuçları ve  Deloitte’in ‘Covid -19 Türkiye’de Turizm ve Konaklama Sektöre Raporu’na göre;

Katılımcıların yüzde 26’sı 3 ay, yüzde 25’i 4-8 ay içinde, yüzde 49’u ise 8 aydan sonra tatile gitmeyi düşünüyor. Her 10 katılımcıdan 9’u ise yurt dışı tatillerin 8 aydan da uzun sürede gerçekleşebileceğini söylüyor. Tüketici yakın dönemde tatil yapma eğilimine sahip ancak tatil seçimlerinde hijyen, doğa, güvenilir, kalabalık olmayan yerleri ön planda tutuyor. Pandemi psikolojisinin tüm dünyada YOLO (You Only Live Once) kavramını öne çıkarması ise bir diğer etken.

Müsiad’ın araştırmasına göre tüketicilerin tatile gitme isteği hala var ve konaklama tesislerinden hijyen koşullarının iyileştirilmesini bekliyor.

Bu noktadan hareketle; sağlık turizmi ve alternatif yükselişte, sağlıklı, hijyene dayalı turizm gittikçe önem kazanıyor. Doğayla iç içe, açık hava yerler ve Eko Turizm tercih ediliyor. ‘Staycation’ ve ‘Holistay’ konseptleri gündemde ve turizmde yeni iş modelleri önem kazanacak; ‘Wellness’, ‘Glamping’ gibi. “Toplum Temelli” turizm yeniden gündemde.

Tüketici uçak kullanmadan gidebileceği, yakın mesafedeki, keşfedilmeşim yerleri keşfetme eğiliminde. Uzun bir süre daha iç turizm ve daha sonrasında komşu ülkeler revaçta olacak. Son dönemdeki döviz artışı da tüketicinin iç turizme yönelmesindeki en önemli sebeplerden biri.

Hijyen ve Hizmet Kalitesi ön plana çıkarken, bu konuda eğitim programları, gerekli önlemlerin alınmaması ise fırsatları kaçırmak için en büyük tehdit. Diğer tehditler ise kalifiye eleman sıkıntı ve kapasitenin düşmesi, yeni önlemlerin maliyetleri ile artacak olan fiyatlar.

 “Daha az etkilenen destinasyonlar daha çabuk toparlanacak…”Intrepid Group Travel CEO’su James Thornton

Emlak konusunda ise;

‘Zignat.com’ un istatistiklerine göre; Pandemi sürecinde arsa aramalarında Çanakkale % 509 , Satılık prefabrik ev aramaları İzmir bazında % 163 artış görüyoruz. En çok yazlık aranan yerler sırasıyla; Didim, Çeşme, Kuşadası. En çok kiralık daire aranan yerler; Çanakkale ve Bodrum. Apartman yerine arsa ve müstakil ev aramalarının arttığını görüyoruz. Satılık arsa aramalarında % 50, satılık tarla aramalarında % 41 gibi büyük artışlar söz konusu. Çanakkale özelinde aramalar % 509, Balıkesir’de % 306 ya ulaşmış durumda.

Aramalarda diğer öne çıkanlar arasında; Denize sıfır % 111, Deniz Manzaralı % 100, Bahçeli % 72, Çatı Katı % 66, Teras % 35 oranında artış önemli göstergeler.

‘Endeksa’ nın istatistiklerine göre; Pandemi sürecinde ülke genelinde konut fiyatları ortalama % 11, kira fiyatları % 6 artış göstermiş durumda. Bu artış müstakil ev fiyatlarında % 25, müstakil kira fiyatlarında % 18’i buluyor. Tüm bu artışların aksine yazlık, yayla evi vb. gibi ikinci konutlar hariç diğerlerinde bir düşüş söz konusu.

‘Eva Gayrımenkul Değerleme’ nin istatistiklerine göre; Metrekare olarak yabancıların alımlarında bir düşüş söz konusu. 2020 yılı 1. yarıyıl döneminde Türkiye genelinde yabancılara yapılan toplam konut satış âdetinde ise İran ilk sırayı aldı. İran’ı, Irak, Çin, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Filistin, Afganistan, Almanya, Ürdün ve Türkmenistan takip ediyor.

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre; Adet bazında, 2020 1. yarıyıl sonu itibariyle Türkiye genelinde, toplam 14 bin 262 adet konut satıldı. Bu rakamla, 2019 yılının aynı dönemine göre yüzde 28,5’lik bir düşüş görüldü. Yabancılara satılan konutların toplam konut satışları içindeki oranı 2019’ yılı 1. yarıyıl döneminde yüzde 3,9 iken bu oran 2020 yılı aynı döneminde yüzde 2,3’e geriledi.

Belirli bir hedef kitle büyük şehirlerden uzaklaşma eğiliminde, online çalışma imkanı bulabilen, emekli, belirli bir geliri olan ve/veya başka bir yerde iş yeri açmak, iş bulma imkanı yaratabileceğine inananlar arayış içerisinde ve uygun “Marka Şehir” projelerinin bunu avantaja çevirmesi olası.

Yazlık fikri yeniden canlandı, ikinci ev olarak daha doğayla iç içe, denize yakın yerlerde emlak arayışları yükseliyor. Tüketicinin Çeşme, Foça, Datça vb. gibi emlak fiyatlarının çok yüksek olduğu ve bu süreçte daha da yükseldiği yerlerden satın alma imkanı olmadığında alterntatifler olarak önem kazanıyor.

Alışveriş alışkanlıkları konusunda ise;

‘Twentify’ ‘Korona Günlükleri’ araştırmasına göre;  Daha sağlıklı besleniyorum diyenlerin oranı % 29 iken daha fazla evde yemek yapmaya başladım diyenlerin oranı % 15’i gösteriyor.

Mutfak harcamalarında; Meyve % 46, Çay/Kahve % 41, Sebze % 40, Yumurta % 37, Süt ve Süt Ürünleri % 5, Salata % 33, Hububat % 32 artış gösterdi

‘Online Tracker’ araştırmasına göre;  2019 da % 40 büyüme gösteren e-ticaret hacmi, evde vakit geçirme zamanı, teknoloji ve internet kullanımı, Sosyal Medya kullanımı gittikçe artmış durumda. E-Ticarette ‘hijyen’ kavramı gittikçe önem kazanıyor.

‘Nielsen’in araştırmalarına göre; Yerel markaları tercih etme oranı % 74, Kalite ve güvenilir ürün için daha fazla ödeme yaparım diyenlerin oranı % 60, Evde yemek yapma oranı % 80 artmış durumda.

‘Nielsen’in ‘Covid 19 döneminden online alışverişin yolculuğu’ araştırmasına göre; Online alışveriş kullanım alışkanlığı Covid döneminde 10 kişiden 3 kişiden 10 kişide 4 kişiye çıktı. Online alışverişlerde Gıda 6. sıradan 3. sıraya yükseldi. Gıda dışı market ise 10. sıradan 7. sıraya düştü.

Yukarıdaki verilerden hareketle, gıda üretimi olan “Marka Şehir”lerin bu ürünlerinin gerek fiziksel gerekse online alışveriş platformlarında doğru iletişim, hijyen kavramları ile satış miktarlarının artabileceğini öngörmek olası. Aynı şekilde bu durum bu tip ürünlerde markalaşma için de büyük fırsat sunuyor.

Üniversite şehirleri açısından;

QS araştırmasına göre; Tüm dünyada öğrencilerin yurt dışında okuma programları olumsuza ve belirsizliğe doğru kaymış durumda.

Education.com araştırmasına göre; Tüm dünyada yükseköğretim adaylarının yaklaşık yarısının (%47) planlarını değiştireceklerini göstermiştir. Adayların %43.1’i eğitimlerini erteleyeceklerini, diğer %38.7 oranındaki adaylar ise planlarının nasıl etkileneceğini henüz bilmediklerini beyan etmişlerdir.

Buna mukabil hala öğrencilerin %55 lik bir bölümü ‘online eğitim’e ilgi duymuyor; bu öğrenciler, yeni bir kültür, dil, öğrenme stili ve ülke deneyimleyerek yurtdışında eğitimin deneyimsel yönleriyle daha fazla ilgileniyorlar.

Üniversite tercihlerinde sağlık bölümleri artış göstermesine rağmen pandemi koşullarında hastanelerde olmak ise ayrı bir endişe konusu. Mühendislik bölümlerine ciddi bir kayma söz konusu.

Ailelerinin yanında ve/veya kolay ulaşılabilir, yakın çevredeki, güvenli şehirlerdeki üniversiteler tercih sebebi oluyor. Aileler için çocuklarının kalacağı yurtlar en büyük endişelerin başında geliyor.

Öğrencilerin ailelerinden ayrılıp başka şehre gitmek istememeleri, kendilerini tek başlarına salgında güvende hissetmemeleri, dünya ve ülke genelinde ne olacağını bilemedikleri için okul konusunda kararsız konuma düşmeleri önemli birer faktör.

Okul tercihlerinde ise koronavirüsün hangi alanda iş ihtiyacı doğuracağı veya hangi kentlerde virüsün az olduğu gibi değişkenler etkili olabiliyor.

Başta şehir, ardından üniversite ve yurtlar olarak pandemi süreciyle etkili mücadele veren “marka şehir” projelerinin bu alanda da öne çıkabileceği alanlar söz konusu.

Başlıklar ve konular uzatılabilir, “Marka Şehir” projelerinin kısa/uzun ve orta vadede pandemi koşullarında nasıl ön plana çıkabilecekleri, rakip şehirlerden nasıl farklılaşabilecekleri konusunda bir çok fırsat ortada.

Ayrıca şehircilik anlamında da pandeminin kentleşme anlayışında uzun vadede köklü değişikliler yapacağını görmemek mümkün değil. Toplumun değişen alışkanlıkları kentleşme alanında da etkilerini gösterecek. Son yarım yüzyıla damgasını vuran yüksek yoğunluklu ve dikey şehircilik anlayışının temellerinin sarsıldığı bir dönemdeyiz. Sosyal Mesafe kavramı daha yaygın, mesafeli, yoğunluğu az şehirleri ön plana çıkaracak gibi gözüküyor. Bu avantaja sahip olmayan büyük şehirler ise “akıllı şehir” konseptine daha çok sarılmak zorunda kalacaklar. Üretimde otomasyon sistemlerinin gelişmesi, uzaktan çalışma kavramının yerleşiyor olması da şehircilik anlayışını değiştirecek kavramların başında geliyor. Uzaktan çalışma, otomasyon, toplu ulaşım ve ulaşım konusunda da değişikliklere yer açacak. Toplu ulaşım araçları yerine bisiklet, scooter gibi araçlara taleplerin artacağı ve bu nedenle bisiklet yollarının daha önem kazanacağını da söylemek olası.

Leave a Reply