Pandemi bahane, Yasaklar Şahane…

Daha önceki yazılarımdan birinde “Marks’a göre devlet: yönetici sınıfların artı değerin zorla elde edilmesi sürecine boyun eğmesi için, işçi sınıfı üzerindeki egemenliklerini güven altına almalarını sağlayan bir baskı aracıdır. Althusser “Devletin İdeolojik Aygıtları” kitabında devletin ideolojik aygıtları ile devletin baskı aygıtlarını birbirinden ayırır. Althusser’e göre hükümet, yönetim, ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler devletin baskı aygıtlarıdır. Din, öğretim, aile, hukuk, siyasal sistem, sendika, haberleşme araçları ve KÜLTÜR ise devletin ideolojik aygıtlarıdır.

Bu çerçeveden baktığımızda devlet ve devlet uzantılı kurumlarının tiyatro, müzik, sanat, orkestra, opera, yayınevi, festivaller vb. gibi kültürel alandaki her oluşumu ve eylemi aslında devlet ideolojisinin yaygınlaştırılması, benimsetilmesi ve pekiştirilmesi için bir propaganda aracından başka bir şey değildir.

Devlet kendi ideolojisini empoze etmek, sistemin devamını sağlamak adına bir kültür hegemonyası kurar ve kendi ideolojisi çerçevesinde “doğru” ve “yanlış”ı benimsetmeye çalışır. Bunu yaparken de sanatı ve sanatçıyı “desteklediği” algısını oluşturarak, daha da açacak olursak “sosyal devlet” adına sanatın ulaşılabilir olması, fırsat eşitliği, toplumu bilinçlendirme gibi kılıflar çerçevesinde kendi ideolojisine uygun “sanat”ı ve “sanatçı”yı tercih eder hatta kendi “sanat” ve “sanatçı”sını oluşturmaya gayret eder.”

Türkiye özelinde gerek mevcut iktidarın gerekse siyaset yelpazesinin sağ ve muhafazakar kanadında olanların özellikle kültür ve sanat alanında üretimlerinin ne kadar kısıtlı olduğu ve bu yüzden gerek ‘muhalefet’ olarak gördükleri üretimlerden hoşlanmadıkları gerekse içten içe bu alanda bir hakimiyet kuramadıkları için tepkisel oldukları bir gerçek.

Hangi görüşte, hangi ideolojide olursa olsun devletin ve iktidarın kültür/sanat alanında yapılan üretimleri desteklemesinden hoşlanmadım. Çünkü verilen her destek objektif olmadığı gibi kendi idelojilerinin propagandasını gerçekleştirmek için bir araç yaratma güdüsünü taşıyor.

Bu yazının konusu destek değil köstek…

Covid-19 salgınının en büyük darbeyi vurduğu sektörlerden bir tanesi de “Ektinlik Sektörü”. Festivallerden konserlere bayi toplantılarından kongrelere kadar geniş bir yelpazede zaten son üç yıldır bir çok sebepten dolayı can çekişen sektör bitmiş durumda. Mart ayından bugüne dek sektörden tek bir fatura bile kesememiş firmaların olduğunu biliyorum. Bu nedenle pandemi sürecinde iktidarın almış olduğu göstermelik palyetif ve yetersiz ekonomik önmelerin –mış gibi yapmak olduğu, hiçbir işe yaramadığı da açıktır.  Aylardır fatura kesemeyen firmalara KDV’ni öteliyoruz demek bunun en somut örneklerinden bir tanesi. Sektörün yalnızca ajanslardan oluşmadığını da bilmekte fayda var. Çok geniş kapmasamda tedarikçi firmaları da düşündüğümüzde yüzbinlerce insanın ekmek yediği bir sektörden bahsediyoruz.

Ekonomik nedenler bahane edilerek ülke çapında tüm iş yerleri, devlet daireleri açıkken, toplu ulaşım araçlarında insanlar seyahat ederken, semt pazarları, alışveriş merkezleri açıkken, devletin üst düzey yetkilileri binlerce kişinin katıldığı düğünler organize edip katılırken, açılışlar yapılırken, Ayasofya’da toplu açılış ve ibadet yapılırken, ibadet yerleri açıkken açık hava etkinliklerinin yasaklanmasının nedenini pandemi koşullarıyla açıklamak mümkün değil. Tıpkı eğlence yerlerinin açık olması ancak gece 24.00 ten sonra müzik kapanacaktır denmesi gibi.

Sorunun ideolojik olduğu ve bilinçli bir tercih olduğu ortada. “Açık hava etkinliklerininin yasaklanması” pandemi koşullarının bahane edilerek iktidar ve devletin içerik ve üretim olarak egemenlik kuramadığı, hoşlanmadığı, “karşı mahalleye” ait olduğunu düşündüğü üretimlerin yasaklanmasından, sansürlenmesinden başka bir şey değil.

Leave a Reply