Karantina Notları…

Instagram için evde ekmek yapmanın dayanılmaz hafifliği….

Mart ayında “google”da “evde ekmek yapımı” aramaları bir önceki aya göre yüzde yüz artmış durumda. Youtube’da evde ekmek yapımı tariflerinin izlenme oranlarında da çok büyük bir artış var. Ve doğal olarak Instagram başta olmak üzere sosyal medya paylaşımlarında evde yapılmış ekmek görsellerindeki artış da inanılmaz. Aynı artışı evde yaş maya yapımıyla ilgili aramalar/izlenmeler ve paylaşımlarda da görmek olası. Ipsos Araştırma Şirketinin mart ayı hane tüketim araştırması verileri de bu trendi destekliyor. Mart ayında önceki aya göre un alışverişi yüzde 98, maya alışverişi de yüzde 80 artmış durumda. Kimi haber ajansları ve gazeteler bunu ekonomik sebeplere, corona yüzünden dışarıdan alışveriş yapmama dürtüsüne bağlasa da instagramdaki ekmek fotoğraflarına baktığımızda bunun ciddi bir boyutunun evde sosyal medya için içerik üretimi amaçlı olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok. Kendimi bildim bileli yemek yapmaktan zevk alan biri olarak şu soruyu sormadan edemiyorum; ekmek yapmaktan keyif aldığın, artizan zevklerin olduğu için mi ekmek yapmak yoksa evdeki sıkışmışlık ortamında sosyal medyaya içerik üretmek için mi?

Corona virüsünün yan etkisi; kültür mantarları

Sosyal medyadan henüz uzaklaşmamışken fark ettiğim bir şeydi, arada sırada bir yerlerde bir yazım yanınlandığında ve sosyal medyada paylaştığımda yakın çevremden arkadaşlarım hemen “like”lar, “retwit” ederlerdi, üstelik paylaşmamla onların paylaştığı zaman aralığında bırak okumayı, linke tıklamayı ve ilgili sayfanın açılması için geçecek süre bile olmadan. (Denemek için bir başlık ve boş link de paylaşmış, olmayan yazımla ilgili olumlu yorumlar almıştım ama bu başka hikaye)

Karantina sürecinde bir çok kurum/kuruluş kültürel üretimlerini ücretsiz olarak “online” erişime açtılar, sanal müzeler, opera, konser, bale, opera, tiyatro, kitap arşivleri, sirk… Keşke elimizde sağlam bir veri olsa da paylaşılan bu kültürel üretimlerin paylaşımlarının ne kadarının izlendikten sonra olduğunu görebilsek. İzlemeden paylaşmak, kültürlü görünmenin en kolay yolu. Zaten hep gibi yapmıyor muyuz…

Andy Warhol mezarında kahkahalar atıyor; “Online Söyleşi”

Herkesin malumudur rahmetli “Herkes bir gün 15 dakika da olsa ünlü olacak” demişti. Sosyal medya buna imkan vermiş olsa da bugüne kadar karantina psikolojisinin hayatımıza yeni getirdiği bir olgu da “canlı yayın söyleşi”ler, nasıl olsa evde oturuyoruz, arkamızada da fon olarak bir kütüphane aldık mı hemen canlı yayına geçebiliriz. (Kütüphanesi olmayanlar için kütüphane fonu yapan aplikasyonlar mevcut meraklısı eksik kalmaz)  Gerçi kimse izlemiyor ama olsun çünkü izleyici olarak beklediklerimiz aynı saatlerde kendi canlı yayınlarını yapıyorlar. “House Party” aplikasyonuyla arkadaşlarınla sohbet etmeye kalksan daha çok kişiye ulaşacaksın ama canlı yayın yapmanın tadı başka. Tabii ki sosyal medya için içerik üretmesini de unutmamak lazım. Bana gelen tekliflere kibarca “hayır” diyorum, iki sebepten dolayı birincisi önce kendime soruyorum “beni kim niye dinlesin”, ikincisi ise zaten egosu yüksek bir sektördeyiz, bizim sektörde herkes her şeyi en iyi kendisi bilir, başkasını dinlemez, okumaz bile, yıllar önce “olmuştur”. Bu konuda sohbete beni niye çağırmadılar da “onu” çağırdılar tripleri de cabası. Ne çıkıyorum ne seyrediyorum. Okunacak, izlenecek çok şey var çünkü.

Olayın markalar tarafına baktığımızda da değişen bir şey yok, ilk akla gelen “herkes evde, sosyal medyada, bilgisayar, telefon başında o zaman bütçemize uygun iki influencerla sohbet patlatalım” olduğu için ve/veya rakip marka yapmış biz de hemen yapalım manığı hala geçerli olduğu için bir süre daha bilir/bilmez konuşmacılara maruz kalacağız gibi gözüküyor.

Online Konferans Toplantı Çılgınlığı…

Yurt dışında yaşadığım için İstanbul’da danışmanlık verdiğim ajans ve markaları yıllardır “online konferans görüşme”ye ikna edememişken (malum toplantı sonrasında rakı içmeden danışmanlık olmuyor) şimdi her gün normalde e-posta ve/veya whatsapp mesajıyla halledilebilecek her konu için online toplantı talebi geliyor. Muhtemeldir ki “evdeyim ama bak çalışıyorum” veya “çok canım sıkıldı birini görmeye ihtiyacım” var duygusunun yansımaları. Bir buçuk ay önce bir ayda yaptığımız toplantıları şimdi iki günde yapmaya çalışmanın başka bir açıklaması varsa lütfen biri bana açıklasın.

Grup yapalım mı?

Elli beş yaşındayım, aktif iş hayatı içerisindeyim, çıktığı ilk günden bu yana “whatsapp” kullanıcısıyım, iş, projeler, eski dostlar vb. bugüne kadar toplanasan iki elin parmaklarını geçmeyen “whatsapp grubu”na dahilken eve kapanınca herkesin her konuda bir “grup”yapası geldi sanırım. Mümkün olduğunca dahil olmamaya çalışıp, eklenen gruplardan çıkmama rağmen her gün çıktığımdan daha fazla gruba dahil ediliyorum. Kim nasıl bu kadar gruba cevap yetiştirebiliyor, nasıl iş yapabiliyor anlaşılır gibi değil. Size bir sır vereyim, grup yapmadan da iş yapılabiliyor. (45 yaş üzeri erkek tayfa gruplarının erotik “komik” video paylaşım manyaklığı ise psikolojik, sosyolojik ayrı bir yazı konusunu hak ediyor bence)

Leave a Reply