Güzel günler görmeyeceğiz…

Motorları maviliklere de sür(e)meyeceğiz, bu yaşanan global felaketten sonra eğer yaşarsak bırak motoru, bırak o motora alınacak benzini, Üsküdar/Beşiktaş motoruna binerken bilet parasını düşüneceğiz…

Uzun zamandır sosyal medya hesaplarım kapalı ama sağ olsun “Whatsapp” grupları sosyal medyadan ne kadar kaçarsan kaç bir bölümünü sana kadar taşıyor. Corona salgınından sonra herkes kendi algı biçimi bazen hayalleri, çoğu zaman beklentileri çerçevesinde farklı yorumlar yapıyor. Bunların arasında en katlanamadığım “Kapitalizm çöktü, salgından sonra her şey farklı olacak (bunu iyi anlamda söylüyorlar), bizleri bambaşka bir dünya bekliyor” hayalperestliği.

Her şeyden önce şunun farkına varmak gerekiyor; bu dünyadaki en büyük ve tehlikeli virüs insan. Gerek doğaya gerek hayvanlara gerekse birbirlerine verdiği zararı bugüne kadar ne doğa ne de bir salgın verebildi. Kapitalizm ise bu virüsun eko sistemi. Bu nedenledir ki gerek insan gerekse kapitalizm bir sorunla karşılaştığında tıpkı bir virüs gibi mutasyona uğruyor, mevcut koşullara nasıl adapte olacağını ve bu yaşam formunu nasıl sürdüreceğinin hesabını yapıyor, üstelik her seferinde daha da güçlenerek, krizi fırsata çevirerek. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Sosyal devlet, endüstriyel devrim sonrası kazanılan sosyal haklar vb. safsatalarını bir kenara bırakırsak kapitalizmin asıl sorunu küresel felaketler, salgınlar vb. değil. Kapitalizmin asıl sorunu, öngöremediği global ölçekte sermayenin bu kadar az insanın elinde birikmesi.

Oxfam’ın verilerine göre “Dünyanın en zengin % 1’lik kesimi küresel servetin % 82’sini elinde tutuyor” yine Oxfam’dan dramatik bir örnek; “dünya nüfusunun yarısının serveti 62 kişinin elinde”. Bu 2017 rakamları 2018’de ise rakam 42’ye düşmüştü. (Meraklısı için her 10 dolar milyarderinden 9’u erkek) Sanıldığının aksine kapitalizm fakiri sevmiyor, evet üretim maliyetleri, rekabet, karlılık için fakirlere ihtiyacı var ama bundan kat be kat daha fazla oranda eskilerin “orta direk” diye adlandırdığı ortalama ve ortalamanın üzerinde gelire sahip bir kitleye daha çok ihtiyacı var, ürettiklerini/hizmetlerini satabilmek için. Kapitalizmin iki yılda cep telefonunu yenileyen, arabasını değiştiren, yeni ürünler satın alan daha aşağıya indikçe traş bıçağını körlense de bir ay boyunca kullanmayan bir kitleye ihtiyacı var. Kapitalizmin asıl felaketi Corona değil, öngörmediği şekilde servetin gittikçe daha az bir grubun elinde toplanarak küresel fakirliğin artması.

Tüylerimi diken diken eden ikinci söylem ise “Hepimiz aynı gemideyiz” ifadesi. Bırakın aynı gemiyi aynı denizde bile değiliz. Olsa olsa aynı denizin iki ayrı kıyısındayız ancak, o yüzdendir ki tuzu kuru olanlarımız “evde kal”, “hayat eve sığar” gibi çağrılar yaparken diğerleri evine ekmek götürmek için ellerinde olmadan hayatını tehlikeye atarak toplu ulaşım araçlarında işe gitmek zorunda kalıyor. O yüzdendir ki aynı denizin bir kıyısında evine iki tane balık götürebilmek için tüm risklere rağmen balık tutan birini diğer kıyısında ise yalısının iskelesinde spor yaparken sosyal medyada takipçisine “sakin ol champ. Evimdeyim” diye mesaj atan birini görebiliyoruz. Ne gemisi? Daha aynı denizde bile değiliz…

Kapitalizm çökmedi, her virüs gibi uygun ortamı bulduğu için mutasyona uğruyor. Ben bunları yazarken, sen bunları okurken küresel sermaye, küresel firmalar el değiştiriyor. Felaketten etkilenen ve hisseleri düşen şirketler yeni ortaklarıyla, yeni sahipleriyle tanışıyor.

Kapitalizm çökmedi, sermaye konjonktürü gözeterek yeni iş alanlarına yatırım yapıyor. Bu konjonktürde bile gsm’den internete, sağlıktan gıdaya kar etmeyi sürdürüyor.

Kapitalizm çökmedi, felaket sonrasında hayatta kalabilen, işini, ekmeğini kaybetmiş, daha ucuza, daha az sosyal haklara çalışmak zorunda kalacak işçi, beyaz yakalı ile daha yüksek maliyetli mevcut çalışanlarını takas etmenin planlarını yapıyor.

Kapitalizm çökmedi, hükümetlerle kurdukları karşılıklı kirli ilişkiler çerçevesinde ucuz kredi, vergi öteleme, hibe, sübvansiyon peşinde.

Hükümetler ise bu süreçten iktidarını kaybetmeden sermaye ile birlikte el ele çıkma peşinde koşarken öte yandan felaket sonrası bunu nasıl kullanacağının, denetim/gözetim toplumuna geçebilmek için bunu nasıl kullanacağının, sinsice çökmüş sosyal sigorta sistemlerinin hayatlarını kaybeden “yaşlı”lar sayesinde artık emeklilik maaşı vermeyecekleri, sağlık hizmetlerine yük olmayacakları için nasıl rahatlayacağının hesabının peşinde.

Güzel günler görmeyeceğiz… Daha çok yoksulluk, daha çok fedakarlık, daha az sosyal haklar, kişisel hakların kısıtlanması, kişisel gizliliğin azalması, daha çok işsizlik, daha çok yabancı düşmanlığı ve ırkçılık, daha çok faşizm, daha çok baskı, daha çok devlet kontrolü…

Büyük birader bir kenardan çekirdek çitleyerek zamanının gelmesini bekliyor.

Leave a Reply