Değişen Sol / 4

Kültürel aydınlanma

80 öncesiyle kıyaslanamayacak bir kültürel aydınlanma süreci yaşanıyor. Çeşitli dillerden çevirilen yapıtlar, solun yeni düşüncelerle tanışmasını kolaylaştırıyor.

Çevirmenlik yapan Özgür Uçkan’a göre bu “en başından beri olması gereken ve zaten vaktiyle Birikim gibi dergiler aracılığıyla başlatılan bir süreç.” Uçkan, solun entelektüel birikiminin uzun yıllar çok zayıf kaldığını, ama artık hiç kimse için hiç bir mazeret bulunamayacağını” söylüyor.

Solun genelinde bir değişim rüzgarı eserken, değişimi pek te olumlu karşılamayanlar da var.

ÖDP, değişimi bir zorunluluk olarak görüyor ve altını çiziyor. Sosyal demokrat partiler için de değişim geçerliliği olan, prim yapan bir kavram.

Değişimin faturası

Sosyal demokratlar, soldaki değişimi öncelikle “totaliter” Komünist anlayışın “yenilgisine” bağlıyorlar ve sosyal demokrasi açısından derin bir ideolojik değişikliğin söz konusu olamayacağını ileri sürüyorlar. Bir başka deyişle, totaliter unsurlardan kurtulan sol, nihayet sosyal demokrasinin çoğulcu ve demokratik anlayışıyla yeniden buluşmuş oldu… Ancak elbette değişimi totaliter anlayışın terk edilmesiyle sınırlamak yeterli değil. Türkiye’de sosyal demokratların ideolojik birikim, derinlik ve tutarlılığı tartışılmaz bir sığlıkta. Nitekim Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem, Zülfü Livaneli gibi önemli sol – entelektüeller herhangi bir liderlik iddasında bulunmaksızın, sosyal demokratları ısrarla ideolojik yenilenme ve kültürel derinliğe çekme mücadelesi veriyorlar.

Kurtuluş ve Direniş dergilerinin temsilcileri, değişimi “yozlaşma ve çürüme” olarak tanımlıyor ve reddediyorlar.

İslamiyetle barış

Sosyalist solda tarihsel uzlaşma… “İslamla barışmak gerekir” diyen radikal gruplar bunun bir taktik değil, stratejik bir tutum olduğunu vurguluyor

“TARİHSEL uzlaşma” sosyalist solun en radikal unsurlarını da kapsayan yeni ve dikkat çekici bir trendi oluşturuyor. Sosyalist Sol’un önemli grupları, “İslamla barışmak gerekir!” diyorlar ve bunun bir “taktik” değil, stratejik bir tutum olduğunu vurguluyorlar. DHKP – C çizgisini savunan Kurtuluş Dergisi ile Kıvılcım çizgisini savunan Direniş Gazetesi yöneticileri “Devrimcilerin, halkın gelenek ve inançlarına saygı göstermesi gerektiğini” belirterek, Türk Solu açısından tarihsel önem taşıyan bir uzlaşmanın ilk işaretlerini veriyorlar. Daha da ileri gidilerek, “Devrim şehitleri adına” artık camide mevlid okutuluyor, Halk Meclisi açılışında imamların da katıldığı toplu sünnet törenleri düzenleniyor.

Devrim mevlidi

Evet yanlış okumadınız, Türkiye sosyalistlerinin tarihinde ilk kez “devrim şehitlerinin ruhları için bir camide mevlid okutuldu.” Yine ilk kez, bir sosyalist merkezin açılışı imamların eşliğinde bir sünnet töreniyle gerçekleştirildi.

Özgür – Der Genel Başkanı Havva Suiçmez, bunun bir değişim göstergesi olarak algılanamayacağını, olsa olsa “halkın geleneksel değerlerine duyulan saygı” biçiminde değerlendirilebileceğini söylüyor.

Suiçmez, “Devrimciler tarihlerinin hiç bir döneminde halkın değer yargılarına hakaret etmediler. Şimdi halkın değerlerine duyduğumuz saygıyı somutlaştırıyoruz. Evlatlarını yitiren ailelerimiz kendi inançları doğrultusunda bir tören yapmak istediler. Bunu anlamak zorundayız” diyor. Havva Suiçmez, mevlid ve imam eşliğinde sünnet törenlerinin DHKP – C politikaları açısından bir “taktik” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de ekliyor sözlerine: “Bu bir taktik değil, bir kültürün ifadesi olarak değerlendirilmelidir.”

Yine benzer bir tutum Direniş Gazetesi yazarı Mert Büyükkarabacak’dan geliyor. “Devrimciler halkın en geniş kesimlerini kucaklamak zorunda. Başını örtüyor diye, namaz kılıyor diye insanlarımızı yok sayamayız, mücadelenin dışında bırakamayız” diyen Mert, sözlerini “artık İslamla barışmak gerekir” biçiminde sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sosyalist solun varoşlarda yaşayan inançlı ve yoksul halk kitlelerinin desteğini kazanmak için başvurdukları bir taktik mi? Bunu zaman gösterecek.

Varoş duyarlılığı

Varoşlar tüm siyasal parti ve grupların dikkat merkezinde yer almayı sürdürüyor. Her yıl binlerce insan, mevcut sorunlara yenilerini ekleyerek varoşlara yerleşiyor. Gündelik sorunların ağırlığı, varoş insanlarını çıkış noktası arayışına yöneltiyor ve siyasal söylemler karşısında duyarlılığını artırıyor. Bütün bu özellikleri ile varoşlar, Türkiye’nin istikrar açısından yumuşak karnını oluşturuyor.

Büyük kent varoşlarını önemli bir oy potansiyeli olarak değerlendiren sosyal demokratlar, bu bölgelerde yeni kentlilik bilincini geliştirmek yerine mevcut etnik – kültürel hemşerilik bağlarından yararlanmayı yeğliyor. Sosyal demokrat politikalarla varoş insanları üzerindeki sosyalist grupların etkinliğini kırmak yerine, kendi bünyelerinde yer almalarına göz yumarak bu etkinlikten yararlanmayı umuyorlar.

Yerel sosyal demokrat örgütlerin varoşlarda sosyalist gruplar karşısında ideolojik eziklik içerisinde olduğu gözleniyor. Bu durum; kentli ve bağımsız bir sosyal demokrat yapının ortaya çıkmasını ve gelişmesini büyük ölçüde engelliyor.

Sosyalist gruplar için ise varoşlar, örgütlenme potansiyeli açısından önemli bir kaynak olarak görülüyor.
Halk meclisleri, yerel inisiyatifler sosyalist grupların varoşlara yönelik geliştirdiği örgütlenme modelini oluşturuyor. 80 öncesi dönemde yaygın olarak sosyalist gruplarca benimsenen halk meclisleri örgütlenmesi, 80’lerin ikinci yarısından itibaren RP tarafından da yerel seçimlerde etkin biçimde yararlanılan örgütlenme modeli olmuştu.

Sosyalist sol, varoşları kendi arazisi olarak değerlendiriyor ve İslami yükselişin varoşlardaki etkilerini geçici bir durum olarak değerlendiriyor.

Direniş Gazetesi yazarı Mert Büyükkarabacak, “Varoşlar şu anda paylaşılmış durumda. Sultanbeyli gibi mahalleler İslamcıların ama GOP gibi mahalleler ise devrimcilerin” diyor ve ekliyor, “Bir süre sonra varoşlar gerçek sahiplerine dönecektir.” Mert, “Siyasal İslamla bir çatışmanız söz konusu olabilir mi?” sorumuzu “Böyle bir çatışma, düzenin en çok istediği şeylerden biri olurdu. Çatışmanın söz konusu olacağını sanmıyorum, ama gerekirse bundan kaçınmamız da mümkün değil” şeklinde yanıtlıyor.

Kurtuluş Dergisi sorumlusu Hamdi Kaya benzer biçimde varoşları solun öz arazisi olarak görüyor ve Siyasal İslam’ın yükselişinin “geçici” olduğunu vurguluyor.

Gerek sosyalist solun, gerek siyasal İslamın örgütlenme potansiyeli olan dargelirli, sorunlu ve hoşnutsuz kitleleri barındıran varoşlar, yakın gelecekte yeni bir çatışmaya tanık olacağa benziyor. Zira ne sosyalist solun, ne de siyasal İslamın varoşları bir diğerine bırakmaya hiç niyeti yok.

Sol kabuk değiştiriyor

Buraya kadar anlatılanlar, solun farklı kesimlerinin değişimi nasıl algıladıkları üzerine bazı ipuçları veriyor bize.

Ancak ifade edilenlerin ötesinde bir kabuk değiştirme süreci yaşanıyor solda. Daha pragmatik, halkı daha fazla dikkate alan, gelişen iletişim teknolojisinin şeffaflığında adımlarını daha sorumlu atmak zorunda kalan bir sol var artık.

Sosyal demokratlardan sosyalistlere, sol, Türkiye’nin tarihine, kültürüne ve geleneksel değerlerine yeni bir yaklaşım geliştiriyor. Bu yeni yaklaşımlar, yakın gelecekte hiç kuşkusuz yeni bir solu ve yeni bir Türkiye’yi biçimlendirecek.

Türk solu, Cumhuriyet tarihi boyunca iktidara talip gözüktü. Gerçek bir toplumsal değişim projesinin sadece kendisinde olduğunu ileri süren Türk solu, sosyal demokratlardan sosyalist parti ve gruplara kadar iddialı ve kararlı bir söylemle çıktı kitlelerin karşısına.

Türkiye’nin sola; güçlü, kitlesel, donanımlı bir sola gereksinimi var. Bu doğru… Ama artık Türk solunun da ülke sorunlarını sıralayan taleplerden öteye gitmeyen program taslakları yerine daha ciddi, daha gerçekçi bir toplumsal değişim projesini geliştirme zamanı gelmedi mi?

Sosyalizm düşü

Geçmişte çoğulculuğa ve farklılığa izin verilmediğini düşünüyorlar. Türkiye’nin değiştiğine, solun da değişmesi gerektiğine inanıyorlar.

İLKNUR, Nil ve Ali 12 Eylül öncesinde, Dev – Yol saflarında yer almışlar. Bugün hepsi de mesleklerinde kariyer sahibi ve bu nedenle gerçek adlarının kullanılmaması kaydıyla görüşmeyi kabul ediyorlar.

12 Eylül öncesi dönemde “mücadeledeki” şiddet dozunun gereğinden fazla olduğunu ve bugün şiddeti onaylamadıklarını söylüyorlar. En azından o dönem için solun düşünce zenginliğine, çoğulculuğa ve farklılığa izin vermediğini ve bunun da en önemli yanlış olduğunu savunuyorlar. Türkiye’nin değiştiğine, solun da değişmesi gerektiğine inanıyorlar. Şiddetin çözüm olmadığını, halktan kopmamak gerektiğini ve akılcı, somut çözümler üretilmedikçe, solun bir seçenek oluşturamayacağını söylüyorlar.

Sola sempatiyle bakan, ancak diğerlerinin aksine herhangi bir gruba katılmadığını söyleyen Nagehan, “devrimcileri” her zaman kendisine yakın bulduğunu, ama onların asla ileri sürdükleri ölçüde “entelektüel” ve “demokrat” olamadıklarından yakınıyor. Herşeye rağmen dördü de kendilerini “solda” görüyorlar.

Nil, ÖDP’yi geleceğe dönük bir umut olarak görüyor ve tüm eksikliklerine rağmen ÖDP’nin sola yeni bir soluk getireceğini umuyor. Ancak dördü için de Türkiye’de sosyalizm güzel, ama gerçekleşmesi olanaksız bir düş… Gelecek için bugünden bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyorlar. Nil, yoksul çocuklara ücretsiz ders veriyor, diğerleri ise eğitim yardımı yapıyorlar.

İki kardeş, iki görüş

Erhan ve Erkan, bugün otuzlu yaşlarını süren iki kardeş:
Erkan 12 Eylül öncesinde İGD saflarında yer almış, sendikacılık yapmış. Kendisini “sosyalist” olarak tanımlıyor. Solun baskıcı, farklı düşüncelere izin vermeyen bir yapısı olduğunu söylüyor. Erkan’a göre Türk Solu, kendi ulusal değerleri üzerinden politika üretmek yerine, daima dış ülkelerin deneyimlerinden yola çıkarak büyük bir hata yaptı. Şiddete ve tek tip düşünceye karşı olduğu için “hareketten” kopmuş. Türkiye’nin geleceği için karamsar. Özgürlük ve demokrasi isteğinin, sosyalizm isteğinden çok daha ağır bastığını söylüyor.

Erhan, ağabeyinin aksine sol gruplara her zaman için “mesafeli” bir tutum almış. “Solcuları” fazlasıyla “züppe” buluyor. Asla göründükleri gibi birikimli olmadıklarını, çoğunun gelişme çağından kaynaklanan sorun ve bozuklukları olduğunu düşünüyor. Kendisini sola yakın olarak tanımlamakla birlikte, hiçbir oluşumu yakın hissetmiyor…

Sadece demokrasi

Handan orta ölçekli bir işletmenin yönetici ortağı. Üniversite öğrenciliği yıllarında sol gruplarla ilişkisi olmuş. “Yüreği hala solda olan” Handan’ı, “yaşamın gerçekleri” bambaşka bir çizgiye sürüklemiş. “Yaşamak, üstelik iyi yaşamak istiyorum. Evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorum. Çocuğumu iyi koşullarda yetiştirmek istiyorum” diyen Handan’ın en büyük üzüntüsü, bu “küçük burjuva talepleri” yüzünden eski dostlarının sert eleştirilerine maruz kalması… “Saygı duyduğum az sayıda insan var” diyen Handan, sosyalizmi Türkiye için ulaşılması imkansız bir düş olarak görüyor ve “Demokrasi, sadece gerçek bir demokrasi yeterli” diyor.

Trasseksüel ve sosyalist

Demet, ÖDP’nin renkli ve medyatik üyelerinden biri. 1980 öncesine dayanan sosyalist kimliğiyle transseksüel kimliğini ustaca bağdaştırıyor.

Solun, özellikle 1990’lı yıllarda önemli ölçüde değiştiğine inanan Demet, 1982’de siyasal nedenle cezaevine girmiş. Cezaevi komünü, Demet’in eşcinsel olduğunu anlar anlamaz, örgütten ihraç etmiş. “Yıllar sonra, eski arkadaşlarımla karşılaştığımda, herşey çok farklıydı. Hepimiz değişmiştik” diyor Demet.

İnsanlara aynı anda hem eşcinsel, hem de sosyalist olunabileceğini gösterdiğine inanan Demet, “Benim cinsel kimliğim ayrı, sosyalist kimliğim ayrı şeyler… Sosyalizm, insanların hiçbir farklılığının yargılanmadığı bir düzen olmalı” diyor.

Toplumdan, çevresinden ve mücadele arkadaşlarından gördüğü olumsuz tepkiler, Demet’in sosyalist kimliğini etkilememiş. “Yaşadıklarım, siyasal düşünceme daha da sarılmama yol açtı” diyor ve hemen ekliyor “Bu ülkede yaşanan hiçbir olumsuzluğun sorumlusu, sosyalistler değil. Çürümüş bir sistemin iki yüzlülüğünü her alanda yaşıyoruz. Ama bir gün her şey değişecek…”

Demet, ÖDP’de hiçbir ayrımcı yaklaşımla karşılaşmadığını, parti tüzüğünde yer alan cinsel azınlıklara saygının tüm ÖDP üyelerince benimsendiğini söylüyor.

Kürşat, Demet kadar rahat değil. Sosyalist bir grubun sempatizanı ve eşcinsel. “Durumumu kesinlikle gizlemek zorundayım” diyor. Kırsal kesimden üniversite öğrenimi için İstanbul’a gelen Kürşat’ın ailesi de son derece tutucu. “Ailem de, arkadaşlarım da bu durumu kabul edemezler” diyor. Kürşat, cinsel kimliğiyle sosyalist kimliğinin çatışmadığı kanısında. Ancak cinsel azınlık haklarının gündeme getirilmesiyle çok ilgili olmadığını söylüyor. “Bunca sorun varken, cinsel azınlık haklarını ortaya atmak mücadeleyi hedefinden saptırır” diyor.

Yeni umutlar

Özgür Uçkan, 12 Eylül öncesinde otoriteryen eğilimlere sık rastlandığını ifade ediyor:

“Sol adına monolitik, otoriter bir anlayış benimsendi. Bunun yanlış olduğunu o zaman da görüyorduk. Farklı bakış açılarının, farklı tartışma gündemlerinin oluşturulması gerekiyordu. Birikim Dergisi, o dönem bunu, dar bir kitleye yönelik de olsa başardı. Dünya solunun gündeminde, Türkiye Solu’nun haberdar bile olmadığı pek çok konu yer aldı. Biz bunları ancak yıllar sonra öğrenip tartışabildik. Bugün yeni bir okuma gerekiyor. Soldan umut kesmeyi doğru bulmuyorum. Dünyanın ve Türkiye’nin geleceğinde sol var, ama bu elbette eski tarz sol değil.”

Ömer Arca, geçmişte yanlışlar yapıldığını, ancak bunu o dönemin koşulları içinde değerlendirmek ve solun yeni açılımlarını görmek gerektiğini söylüyor:

“Solun hatalar yaptığı doğru, ama insaflı olmak gerekir, kim farklı bir şey yapabilirdi ki o dönemde? Önemli olan bugünü ve yarını doğru değerlendirmek. Sol, yeni bir anlayışı, yeni bir tartışma kültürünü geliştiriyor. Bunu görmek lazım. O günlerde okuyabileceğimiz doğru dürüst çeviriler bile yoktu. Şimdi kimsenin bir mazereti kalmadı. Sayısız eser var, muazzam bir iletişim teknolojisi var. Bu sol kültürü elbette olumlu yönde etkileyecek. Dün ile bugün arasında çok şey değişti sol açısından. Şimdi olumlu kazanımları korumak ve geliştirmek durumundayız. Örneğin şiddeti bir daha asla geri getirmemeliyiz. Farklılıklarımıza saygı duymayı öğrenmeli, birbirimize tahammülü öğrenmeliyiz” diyor.

Anne de etkilendi

İclal K., uzun yıllar oğlunu cezaevi kapılarında beklemiş bir anne. “Çok zor günler geçirdi oğlum, biz de onunla birlikte geçirdik. Onun ne söylediğini her zaman anladığımı iddia edemem, üstelik hiçbir zaman onu açıkça onaylamadım. Ama galiba doğru bir şeyler söylüyordu. Şimdi evlendi ve çoluk çocuğa karıştı. Bazen takılıyorum, `o döndü, ama beni solcuların arasına bıraktı’ diye… (Oğlu hemen müdahale ediyor) Hayır, o hala solcu. Ama nasıl demeli, eskisi gibi değil… Daha farklı konuşuyor, daha farklı yaşıyor.”

Mert Büyükkarabacak, Direniş Gazetesi’ni temsilen konuşuyor:
“Demokratik halk iktidarını kurmak istiyoruz. Bizim düzenimizde herşey geniş emekçi yığınlarının hizmetinde olacak. Bütün iç ve dış borçları iptal edeceğiz. Hızlı bir kamulaştırma yapacağız. Eğitim, sağlık, ulaşım ücretsiz olacak. Herkese iş sağlanacak” diyor.

Bunun için gerekli kaynağı nasıl sağlayacaklarını soruyoruz. “Tabi bütün bunlar hemen olmayacak, zor bir dönem geçirecek halkımız” diyor. Nasıl bir ekonomik çözüm paketiniz var? Sorumuzu yineliyoruz. Mert soruyor: “Siz halkın iktidarına karşısınız galiba?”

BİTTİ


Leave a Reply