En zayıf halka kim?

Hadi biraz sohbet edelim. Merak etme burada senden bahsettiğimizi kimse bilmiyor, rahat ol, biraz gevşe, aramızda kalacak. Duydukların hoşuna gitmeyecek, biraz canın yanacak ama önemli değil, nasıl olsa bildiğin gibi yapmaya devam edeceksin, hayat devam edecek bu yazı, bu konuşma sende bir şey değiştirmeyecek, o yüzden dert edecek bir şey yok. Yeni bir şey de yok aslında bu yazıda senin aslında çok iyi bildiğin, bizim bilmediğimizi düşündüğün ama bildiğimiz şeylerin tekrarı sadece. Evet kral çıplak ama merak etme parmakların işaret ettiği sen değilmişsin gibi yapabilirsin, hep yaptın, bundan sonra da yapmaya devam edebilirsin.

“Ekibin kadar güçlüsün” derler ya hani, bu seni ilgilendirmiyor, her türlü küçük, büyük başarıyı kendine mal ettiğin, her şeye kendin karar vermeye çalışıp en küçük aksilikte ekibini, ajansını varsa danışmanlarını suçladığın böylece aradan sıyrılmayı becerebildiğin için gerçekten seni ilgilendirmiyor. Tüm başarılar hep senin oldu, tüm yetkiyi kullanmana rağmen tüm başarısızlıkların için hep bir bahanen var başkaları üzerinden. Araştırmalar ve raporlar mı? Onlar sadece kıvrak zekanla kendi kişisel kariyerini sağlamlaştırmak ve başarısızlıklarını örtmek için bir araç sadece. “En iyisini” yapmaya çalışıyordun ama kimse sana ayak uyduramıyordu, herkes aptal ve bir tek sen akıllı olduğun için bu sonuçlar.

Biraz daha deşelim mi?

Tüm ekibini seçerken sen karar verdin. Egosu tavanlarda gezen İK Müdürün daha ilk görüşmede biraz kendini gösteren, hayalleri olan, kendini göstermek isteyen, işe dört elle sarılabilecek tüm gençlerin karakterlerini tırpanladı. En iyisini o biliyordu çünkü onu da işe sen aldın. Seni çok iyi tanıdığı için işe yarayacak, bir katkı sağlayabilecek, pozisyonun ihtiyaçlarına cevap verebilecek, sorumluluk alabilecek insanlar yerine senin egonu okşayacak, besleyecek ve tabii ki o pozisyona göre en asgari ücrete çalışabilecekleri seçti. Etrafında artık sadece duymak istediklerini söyleyen, tadını kaçıracak gerçekleri saklayan, saklamaya çalışan bir ekibin var artık. Onları suçlamıyorum, hayat zor, ekmek aslanın ağızında yaşamak zorundalar ve buraya gelmeden onların da hayalleri, başarı hırsları, yetenekleri törpülendi senin gibi başka insanların yanında. Gözlerini kapatıp bir düşünsene en son ne zaman ekibinin kendini geliştirmesi için bir çaba harcadın? İK Müdürünün dostlar alışverişte görsün diye şirkete getirdiği “motivasyon konuşmacısı” adı altında sadece kendini anlatan “uzman”lar dışında. Hiçbir şey vermediğin, zaman geçirmediğin, konuşmadığın, paylaşmadığın, söylediklerini harfi harfine yapıp herhangi bir noktada aksilik yaşadığın zaman suçlayacağın günah keçileri onlar.

Ajansını seçerken stratejiye, yaratıcılığa değil bütçeye baktın. Zaten stratejiyi, sektörü, pazarı senden daha iyi bilemezler ve senin kadar yaratıcı olamazlar haklısın. Söylediklerini hayata geçirsinler yeterliydi senin için. Hem ajansa para vereceksin hem de duymak istemediğin şeyler söyleyecekler, eleştiride bulunacaklar öyle mi? Kimin haddine… Ha bir de ağızları sıkı olması yeterliydi, malum arada bir komisyon, hediye vb. alma durumları olabiliyordu. Ama haklısın, zaten sana göre sektörde senin pozisyonunda kim almıyor ki sen almayacaksın. Sana göre “sistem böyle işliyor”.

Haklısın işler iyi gitmiyor. İşleri toparlamak, yanlışları görmek için değil, başarısızlığını paylaşmak için şimdi sıra Danışman tutmakta. Parasını aldıktan sonra “evet efendim, sepet efendim” diyecek biri gayet uygun. Hele bir de egonu okşayıp, senle birlikte ajansa, sektöre, elemanlara bok atıp egonu besleyecekse daha iyisi düşünülemez bile.

Daha iyiye gitmiyor, gitmeyecek.

Sektörler değişiyor, tüketici alışkanlıkları değişiyor, mecralar değişiyor, pazarlama dinamikleri değişiyor ama sen okumuyorsun, araştırmıyorsun, görmüyorsun, dinlemiyorsun.

Daha iyiye gitmiyor, gitmeyecek. En iyi sen biliyorsun çünkü kendini en iyi sen tanıyorsun. Aslında eksikliklerinin, eksikliklerin farkındasın, neyin yanlış gittiğini biliyorsun ama o egon var ya o egon…

Daha iyiye gitmiyor, gitmeyecek.

Karlılığı artırmak için maliyetleri düşürmek ilk aklına gelen. Satışları artıramayacağını biliyorsun çünkü. Maliyetleri düşürmek için yine en kolayına kaçıp personelden başlıyorsun. Tasarruf tedbirleri, şirket içi harcamaların kısıtlanması. Ve kimse de sormuyor “peki eyvallah da nereye kadar, satışlarımız niye artmıyor?” diye…

Haklısın en iyi sen biliyorsun, her şeyi sen biliyorsun peki tehlikenin farkında mısın? Sessizliğin sesini duyuyor musun? Fırtına öncesi sessizliğin.

En zayıf halkanın sen olduğunu biliyor musun?

Senin dışında herkes biliyor çünkü…

Bir Cevap Yazın