RedHack, Tamer Şahin ve ‘Lamer’lik üzerine…

Konuyla ilgili olanlar mutlaka takip etmişlerdir. Geçtiğimiz haftalarda kendini“Türkiye’nin ilk Hacker’ı” olarak tanımlayan Tamer Şahin ile RedHackarasında, önce Tamer Şahin’in kendi bloğunda yayınladığı “Redhack Gerçekleri: Halkçı hackerlar mı? Terörist piyonlar mı?” yazısıyla başlayan tartışma sosyal medyada oldukça ilgi gördü.

Siyasal çizgide RedHack’e karşı duran tüm kesim ellerinde somut bir metinolmasından hareketle Tamer Şahin’in yazısı etrafında gruplanarak bu karşı argümanı çoğaltmaya başladılar. Çok geçmeden RedHack’tan “RedHack’ten Tamer (Lamer) Şahin’e Yanıt!” başlığıyla gelen cevap tartışmaları daha da alevlendirdi.

İçeriğe ve konunun özüne bakmadan, anlamadan, taraftar psikolojisiylekarşıtlıklar arasında hemen taraf olmaya meyilli kesimin alışık olduğu bu gruplaşma ikliminde taşlar hala yerine oturmuş değil.

Yazıların içeriğine ve konunun özüne bakmadan diyorum. Çünkü sosyal medyadaki yansımalar ve tartışmalar önce RedHack’in PKK yanlısı olması iddiası üzerinde yürütülürken, RedHack’in açıklamasından sonra tüm tartışma eksenihackerlık ve hacker’ın teknolojik yetkinliği çerçevesinde sınırlı kaldı. Hala da tek tük devam eden tartışmalar bu çerçevenin ötesine geçemiyor. Üstelik konunun basına yansıması ve çeşitli bloglardaki görüşler de bu çerçeveyi maalesef kıramamış durumda.

Bu yazının kaleme alınmasının bu kadar uzamasındaki sebeplerden bir tanesi tamamen bundan kaynaklanıyor. Yorum belirtmeden önce yazılanları, konuşulanları takip ederek konunun özünden saptığı noktada tekrar doğru bir eksene oturup oturmayacağını görme beklentisiydi benimkisi.

Şimdi siz bu yazıyı okuduğunuza göre, en azından benim açımdan hala oturmamış olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

İkinci sebep ise, taraftar psikolojisinden çıkıp daha geniş bir çerçevede olayları analiz etmeye kalkışanların, yine yazının özüne bakmadan, okuduklarını anladıkları kadarıyla veya art niyetle yorumcuyu destekçi olarak yaftalamaçabası gösterip ‘gri bölgede’ kaybolmaktı.

‘Gri Bölge’ tanımını merak edenler Özgür Uçkan’ın kaleme aldığı Gri bölgede renk körlüğü: Hacktivizm, beyaz bereliler, basın özgürlüğü ve bilgi hakkı” yazısını okuyabilirler.

Aslında problem yaftalanmak veya kaybolmak da değil. Asıl problem, anlatılmak istenilenin gözardı edilmesi ve herkesin okuduğuna/dinlediğine işine geldiği bir açıdan bakması. Herhangi bir konuya taraf olmadan yalnızca dışarıdan farklı bir göz olarak değerlendirme yapmaya kalktığınızda, maalesef bu coğrafyada taraf olmadan yazı yazılamayacağı kanısı hakim olduğundan mutlaka bir tarafa çekilmeye çalışılıyorsunuz.

Üstelik taraf tutmadığınız zaman ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamayacakolmanız da cabası. Tıpkı bu yazıyla olacağı gibi…

İnternet, sosyal medya, hacktivizm, bilginin özgür olması, copyleft, cyberpunk vb. gibi konularla ilgileniyorsanız, bıçak sırtı ve incelikli bir çizgide de olsa, birilerinin gördüğünü, algıladığını kendince söylemesi gerekiyor. Kısaca her köye bir, hatta birden fazla deli lazım.

Hazırsanız buyurun başlayalım o zaman…

Tamer Şahin iddia ettiği gibi Türkiye’nin ilk hacker’ı mıdır? Orasını bilemem ve söz bana düşmez. Aksini ispat etmek ve söz söylemek, bu konuyla ilgili iddiası olan birisi varsa ona aittir.

Ancak genel çerçevede baktığımızda yıllar önce tutuklanmasıyla gündem oluşundan bugüne dek geldiğimiz süreçte son olarak yazdığı “Hackerın Aklı” kitabıyla, Hacker kültürü, etiği vb. konularında toplumsal algıda bir dikkat noktası oluşturduğu ve gündeme katkısı olduğu tartışılamaz.

Bu sebeple yazdıklarından, söylemlerinden ve bunların içeriğinden bağımsız olarak özellikle siyasi görüşlerinin farklılığı nedeniyle ayrı bir kesimde konuyla ilgili merak ve ilgi uyandırması bence önemli.

RedHack gibi bir oluşumun sosyal medyada yalnızca takipçisi olmanın bile soru işaretleri oluşturduğu siyasal bir baskı ortamında, konuya uzaktan bakan genç bir kesimi popüler yönüyle de olsa “Hacker” kültürüyle buluşturmasını, bu konu üzerinde düşünülüp tartışılmasına katkılarını görmek gerekiyor.

Gerek Tamer Şahin, gerekse RedHack birbirlerinden farklı kulvarlarda “Hacker” kültürüne dikkat çekiyorlar. Ancak bu alt kültürün kökenleri, tarihsel ve sosyolojik gelişimi, ne yapmaya çalıştıkları, sistemle ilişkileri, etikleri, karşıtlıkları “Hacktivizm” bağlamında ele alınarak Türkçe kapsamlı bir içerik üretilmediği veya çevrilmediği sürece, konuyla yeni ilgilenenler için sadece taraftarlık bağlamında duygusal bir yakınlıktan ileriye bir anlam taşımayacaktır.

Doğal olarak bu içeriğin üretimi, yabancı kaynaklardan çevirilerinin yapılması talep ve merak doğrultusunda olacağından, her tartışma ortamı bu kültürün üretilmiş materyallerinin Türk okuruna taşınmasına, yeni üretimlerinin yapılmasına ve bu kültürün anlaşılmasına hizmet edecektir.

Her iki taraf, ve hatta varsa bu iki karşıtlığın dışındaki diğer taraflar, neye inanırlarsa inansınlar farklı bir söylem geliştirerek tartışma ortamı yarattıkları sürece, bu kültürün Türkiye’de ‘popüler’ ve ‘merak edilir’ olmasına katkıda bulunmaya devam edeceklerdir.

Doğası gereği tartışma ortamından beslenen ve rating/tıklanma/takipçi/tiraj kaygısındaki medya da bu karşıtlıklardan beslenmeye, beslenirken de yeniden üretmeye mecbur olduğundan, istemeden de olsa benzer bir katkı ortaya koyacaktır.

Sonuçta oluşan merak ve açlık, konuyla ilgili daha çok Türkçe içeriğe, makaleye, çeviri kitaba, sinema ve müzik eserine zemin hazırlayacaktır.

Yine tartışmalarda öne çıkan konulardan bir diğeri de Tamer Şahin’in kitabının reklamını yapmak için RedHack’e saldırdığı veya otorite odaklı bir yönlendirme sonucunda bu yöntemi benimsediği yönündeydi.

Doğal olarak Tamer Şahin’in devletle olan ilişkilerini veya böyle bir yönlendirme olup olmadığını bilmemiz mümkün değil. O yüzden bu konuda yorum yapmam doğru olmaz.

Ancak bir iletişimci olarak, kitabının reklamını yapmak için RedHack’le tartışma ortamı yaratması üzerine söyleyeceklerim olacak.

Her konu, o konunun kültürel, sosyolojik, siyasal, popüler vb açılardan bir karşılığının olduğu ortamda kendine yer bulabilir ve gündem oluşturabilir. Tamer Şahin’in kitabı eğer bundan beş ya da on yıl önce basılsaydı henüz bu iklim oluşmadığından doğal olarak bu popülariteyi yakalayamayacaktı.

Gerek Tamer Şahin, gerekse ondan sonra yelpazenin neresinden olursa olsun çıkacak olan her üretim, içeriğinden bağımsız olarak RedHack’in Türkiye gündemine oturttuğu ‘Hacker’lık kültüründen beslenecek ve aynı zamanda bukültürü besleyecektir (RedHack’in siyasal çizgisi ve duruşundan bağımsız konuşuyorum, o konuya da birazdan geleceğiz).

Aslında bu durum savunduğu kavramla arasında bir çelişki de ortaya koyuyor. Örneğin RedHack’ın eylemleri tüm medya araçları tarafından RedHack’in ideolojisinin dışındaki bir bağlamda tüketim objesine çevriliyor. Aynı şekilde bu yazı da tıpkı bu sitede daha önce yazdığım diğer RedHack konulu yazılarda olduğu gibi, amacı bu olmasa bile içeriğinde Tamer Şahin ve RedHack geçtiği için daha fazla okunacak.

Bu konuya biraz daha derinlemesine dalmak isterseniz Ayrıntı yayınlarından çıkmış olan Joseph Heath ve Andrew Potter’ın ‘İsyan Pazarlanıyor’ kitabınıönerebilirim.

Sözün özü, parayla satılan hiçbir obje, kitap, resim, sanat, film, müzik gibi kültürel bir üretim de olsa, üzerinde fiyat etiketi olduğu anda kapitalizmin piyasa kuralları dışında değerlendirilemez. Bu bağlamda eğer bir kitap satışından bahsediyorsak veya bu kitap bağlamında yazarın ‘uzmanı’ olduğu konuda yeni iş bağlantıları çerçevesinde kendisini pazarlamasındanbahsediyorsak, Tamer Şahin’in pazarlama anlamında doğru ve akılcı bir stratejiyle hareket ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Kitabını en doğru zamanda çıkarmış, RedHack ile olan tartışma ortamını yaratarak gündem olmayı başarmıştır.

Siyasal bir duruş, toplumsal bir muhalefet oluşturmak gibi bir derdi olmadığından, yani ‘Hacktivizm’ anlamında bir perspektife ve yönelime sahip olmadığından, bu kültür içerisindeki yerini RedHack ile karşılaştırmak da doğru olmayacaktır.

Ancak bulunduğu noktada yaptıkları ve eylemleri kendi içinde tutarlı ve akılcıdır. Bu noktada Tamer Şahin için getirilebilecek tek eleştiri “Hacker Etiği” ve “Bilginin özgür olması” bağlamında, söylem ve davranışlarında içinde bulunduğu alt kültürün dinamikleriyle çelişmesine yönelik olabilir.

Ancak bu da kendi tercihidir.

Gelelim tüm bu kısır tartışmalar içinde nasıl gözden kaçtığını şaşkınlık içinde izlediğim asıl konuya. Yani ‘teknolojik yetkinlik’ ve ‘lamerlik’ konusuna.

Bu noktada paradigmayı değiştirerek konuya biraz daha yukarıdan ve çok boyutlu bakmak gerekiyor. Çünkü asıl tartışılması gereken “kim daha iyi hacker, kim teknolojiye daha hakim” tartışmasının dışında, RedHack’in toplumdaki algısı ve “Hacktivizim” konusundaki yeriyle ilgili.

Söz konusu RedHack veya ağ üzerinde oluşacak başka gruplar olduğunda araç ve amacı doğru tanımlayarak, aslında bir araç olan ‘teknolojik yetkinlik’ konusunu açmak gerekiyor.

Hacker’ın tanımına baktığımızda, “Elektronik sistemlere, ya da daha doğrusu genel olarak herhangi bir sisteme olanaklarını keşfetmek üzere giren, yani bir sistemin son kullanıcıya sağladığı sıradan özelliklerle yetinmeyip bu sistemintam olarak neler içerdiğini öğrenmek amacıyla sistemi keşfeden kişi” gibi bir ifadeyle karşılaşıyoruz. Olaya bu açıdan baktığımızda Graham Bell’in de aslında bir hacker olduğu varsayımına ulaşabiliriz.

Hacker etiğinde de bizi asıl ilgilendiren “Tüm bilgi özgür olmalıdır”önermesinin haricinde “Hackerlar, hackleriyle ölçülmelidir” gibi teknolojik yetkinlik adına bir gönderme olmakla birlikte, siyasal bir görüş etrafında toplanmış ağ üzerindeki illegal veya legal ‘Hacktivist’ oluşumların amaçları doğrultusunda değerlendirilme kriterleri yalnızca teknolojik yetkinlikleriyle ölçülemez.

Toplumu ilgilendiren konularda bilginin özgür kalması adına bir araç olan ‘Hack’, bu yöntemlerden sadece herhangi bir tanesi olarak önem taşıyabilir.

Varsayalım ki Tamer Şahin haklı ve RedHack teknolojik beceri anlamında yetersiz. 12345 gibi basit şifreler sayesinde, biraz da şansa bağlı olarak yada yalnızca DDoS ataklar sayesinde eylemlerini geliştiriyor ve bu kültürün küçültücü tanımıyla ‘lamer’ olarak sınıflandırılıyor. Varsayalım ki RedHack bu kültürde egosal olarak oldukça önemli bir yere sahip olan, hatta prestij meselesi olarak kabul edilen teknolojik yetkinlik beklentilerinin yakınından bile geçmiyor.

Şimdi bu gözle RedHack’e bir kez daha bakalım ve neyin değişeceğini analiz edelim.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi (ed: bakınız Hack’ikatin Reddi veHack’ikatin Kabulü), RedHack’in kamuoyunun bir kesimi tarafından kabulünün ve sempatisinin temelinde bu sözü edilen teknolojik yeterlilik yatmıyor. Daha net söyleyecek olursak, bu kültüre ait olmalarına rağmen RedHack’i RedHack yapan teknolojik becerisi değil. Türkiye’nin siyasal ikliminde, gündemi takip ederek kamuoyunun belli kesimlerinin hassasiyetleri konusunda taraf olmaları ve eylemlilikleri. Toplumun belli bir kesimi için ‘kamu vicdanı’ olmaya soyunmaları.

Bunlara konuyla ilgili yaptıkları açıklamaları, sosyal medyayı doğru analiz ederek kullanmalarını, oluşturdukları dili, empati ve mizah gücünü de ekleyin.

Bu noktada yasadışı bir muhalefet oluşturan RedHack’in teknolojik yeterliliği veya yetersizliği, aslında ait oldukları ve beslendikleri kültürün egosal tatminleri dışında kamuoyu açısından sanıldığı kadar çok da büyük önem taşımıyor.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu teknolojik savaşta geliştirilen herkoruma programı ve önlem paketi, karşılığında bunu kırmak için oluşturulacak yeni çözümler ve yöntemler bulacaktır. Üstelik her güvenlik yazılımının ve teknolojisinin en zayıf halkasının insan olduğunu da unutmamak gerekiyor. Sebepler ister legal olsun ister illegal, amaç bir sisteme sızmakolduğunda, Wikileaks örneğinde yaşandığı gibi içeriden oluşacak bilgi akışı ve sızıntıların önüne geçmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Wikileaks ve benzeri deneyimlerin ışığında, devlet-yurttaş karşıtlığında ‘Hacking’ ve ‘Hacktivizm’ kavramları, ilk ortaya çıktığı günden bu yana farklı sosyal deneyimler neticesinde farklı bir kimliğe bürünmüş durumda. Burada ‘teknolojik yeti’ denilen şey sadece bir araçtan, yöntemden ibaret.

Asıl önemli olan hangi bilginin ele geçirildiği ve paylaşıldığı, eylemliliğin kamuoyu tarafından nasıl algılandığıdır.

İster çok karmaşık yöntemlerle şifre kırarak olsun, isterse içeriden bağlantılar kanalıyla çok basit ve kimi zaman komik yöntemlere bilgi erişimi olsun, yeni dünya düzeninde bu yeni tarz muhalefetin iyi okunması ve bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu bağlamda RedHack’i Türkiye’nin siyasal konjonktüründen bağımsız, ideolojiden, Wikileaks gibi sızıntı gazeteciliği platformu kavramından uzak, yalnızca bir ‘hacker’ grup olarak değerlendirmek, yurt dışındaki benzer örneklerde de olduğu gibi siyaset-hacker-hacktivizm alanındaki sentezinigörmezden gelerek değerlendirmek, sosyolojik ve kültürel olarak bizleri yanlış bir alana sürükleyecektir.

Not: Bu yazı ilk kez BTNet portalında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın