Ajanslar ve Reklamverenler için “UCUZ” Reklam Önerileri…

Günde yüzlerce reklama maruz kalıyoruz, işimize giderken radyoda, yol üzerindeki billboard’larda, internet üzerinde, yazılı basında, televizyonda ve hatta cep telefonlarında… (internette bu sayı hakkında rivayet muhtelif, 200 ila 3.000 arasında değiştiği söyleniyor.)

Hal böyle olunca her markanın ve reklam ajansının muradı, bu reklam kirliliği arasından sıyrılıp kendini gösterebilmek. Görünür, izlenir, okunur olmak, dikkat çekmek, farklılaşmak.

Doğal olarak ilk akla gelen çözüm “yaratıcılık”. Yaratıcı işler, yaratıcı mecra kullanımları reklamın diğerleri arasında farklılaşmasını sağlayabiliyor.

Eğer medya bütçeniz yüksekse aslında “yaratıcılık” konusunu çok da dert etmenize gerek kalmıyor, örneğin telekom markalarının dev outdoor kullanımları, reklam kuşaklarındaki tüm ilk/son reklam uygulamaları, sponsorluklar vb. Tüm şehri, hatta ülkeyi kuşattığınızda “yaratcılık” ikinci planda kalabiliyor.

Bir diğer çözüm ise “ünlü” kullanımı, “yaratıcılığın” olmadığı yerde pahalı olmasına rağmen iyi bir çözüm olarak karşımıza çıksa da, birçok marka aynı yola başvurduğunda “ünlü” savaşlarında aradan sıyrılmak ve “ünlü”nüzün diğer “ünlü”leri dövebilmesi için reklam prodüksiyon ve medya bütçenizin hatırı sayılır bir kısmını sadece “ünlü”ye yatırmak zorunda kalabilirsiniz. Gerek dünyadan gerekse Türkiye’den araştırmalar ve istatistikler “ünlü” kullanımının satışları artırdığını doğruluyor. Philip Kotler, Şirketler, kendi adlarını parlatmak için ünlülerin havalarını ödünç almaya başladılar” diyor. Aynı sektördeki rakip markaların “ünlü” savaşlarının sonuçlarını ise insan merak ediyor. Örneğin, boya sektöründe yıllardır, farklı “ünlü”lerin çıkıp, renklerden bahsetmesi, aynı şeyi söylemesi marka ve satışlara ne katıyor merak ediyorum. Son birkaç yıldır yapılan boya reklamlarında “packshot”ları çıkarın, birbirleri ile yer değiştirin hiçbir şeyin fark etmediğini göreceksiniz. Hal böyle olunca yapılan iş marka/ürün reklamından sektör reklamına dönüyor. Renk, en canlı renkler, en dayanıklı renkler boya sektöründe.(Başka nerede olabilir ki zaten? )

Peki farkın ne?

Ünlüm farklı.

Ünlü’nün farkı ne?

Eee işte daha “ünlü”, daha çok para verdik.

Şimdi nerede ?

Diğer marka’ya kaçtı.

Niye ?

Çünkü daha çok para verdiler.

Yaptığın reklamla markan mı daha çok hatırlanıyor, yoksa parasını sen vererek “ünlü”yü daha mı “ünlü” yapıyorsun?

Kolaya kaçmak için bu kadar para harcamaya gerek var mı?

Yok.

O zaman geçelim.

Gelelim daha “ucuz” yöntemlere.

“Ucuz” çözümlerden biri “esinlenme”. Tabi bunun için biraz yüzsüzlük gerekiyor, her baba yiğidin harcı değil.  İş yapmış, sonuç vermiş kampanyaların benzerlerini yapmak, (hatta cesursan bire bir aynısını yapmak), soran olursa da yok canım biz “esinlendik”, çalmadık diyebilecek kadar pişkin olmak yeterli. Hatta fikri almadım, stratejiyi aldım diyenler bile oldu, eee tabi reklamcılıktan bahsediyoruz, bir yerlerinde mutlaka yaratıcılık olmalı, işte yoksa bahanede olsun bari.

Pardon, o kadar yüzsüz değil misiniz, bunu da geçelim o zaman, sorun değil, yöntemler bitmedi.

“seks satar”.

Kesinlikle satar, sattı, satmaya da devam ediyor, satacak da. 70’lerin seks furyası filmlerini oynatan sinema salonları gibi, reklam kuşağının arasına parça koyarsanız satacaktır. Moda, Giyim, Parfüm, Otomobil, motosiklet gibi birçok sektörde kendini kanıtlamış olan bu yöntem artık her ürün ve markaya uyarlanabilir bir hal aldı. Rahat olun. Üstelik yaratıcılık da gerektirmiyor. Ağır çekimler, iç geçiren buğulu inleme sesleri, “romantik” bir müzik, yakın/detay çekimler, güzel vücutlu abi ve/veya ablalar… tamamdır…  (Ürünle ilişkisini konumlarken de fetiş, erotik/pornografik göndermeler de varsa tadından yenmez, tadından yenmediği için ürünün ağza götürüldüğü ve gözlerin yavaşça kısıldığı bölümler özellikle önem taşır)

Marka/Ürün veya firmanız için biraz “ağır” mı geldi, üzülmeyin çaresi var, mizah ta satar.

Zor mu?

Yok canım, gerçek mizah’tan bahsetmiyoruz, uğraşmaya gerek yok, komiklikten şaklabanlığa kadar geniş bir yelpazede ne yaparsanız yapın, ekiekieki diye gülen bir hedef kitle mutlaka olacaktır. (İnanmıyorsanız facebook paylaşımlarına ve son dönemde izlenme rekorları kıran komedi dalındaki Türk filmlerine bakın)

Bu da mı olmadı?

Peki, en ucuz ve en etkili yöntem geliyor o zaman. Siz kaşındınız. Sansasyon yaratın. Bu tip ajanslar olmasına rağmen boşuna paranızı kaptırmayın, en yakın kahveye uzanıverin, her kahvenin jargona hakim, lafı kodumu oturtan bir ağır abisi vardır. Akşam bir ocak başı muhabbeti, üçüncü kadehten sonra konsept hazır. Hem ne demişler, “reklamın iyisi kötüsü yoktur”, konuşulsun yeter. Cinsel içerikli göndermeler, aşağılamalar, kelime oyunları, ne kadar iğrençleşirseniz o kadar iyi. Cesaretinizle doğru orantılı, Çocuk Pornosuna kadar yolu var.

I ıh mı? Size de bir şey beğendiremiyoruz, “ucuz” reklam yöntemlerinden. Peki, bitmedi, Faşizm, Milliyetçilik satar. Hedef kitlenin tamamını yakalayamasanız bile önemli bir kesimini yakalamak yüzde yüz garanti. Kırmızı-Beyaz dengesini iyi ayarlayın, arkada telifi ödenmek kaydıyla Ayten Alpman’dan “Memleketim” şarkısı, dramatik sahne geçişleri, dramatik dış ses. (Türk milletinin manevi duygularına hitap ediyoruz, duygusal iletişim kuruyoruz gibi bir açıklamayla her zaman savunabilirsiniz.)

Duygu sömürüsü de satar. Ömer Seyfettin okuyarak yetişmiş, “ağlayan çocuk” resminden çok etkilenen, acıların arabesk toplumu asla kayıtsız kalamayacaktır. Milli ve Dini bayramlar bu kampanyalar için biçilmiş kaftandır. Tüketici gözyaşları içerisinde ürünleri almak için sıraya girer, kağıt mendil/peçete markalarıyla “cross promotion” olanakları da her zaman saklıdır.

“Ucuz” reklamın en avantajlı bölümü ise aslında reklam ajansına ihtiyaç duymamanızdır. Yukarıdaki yöntemlerden her birini evde/işte yanınızda bir büyüğünüz olmadan tek başınıza deneyebilirsiniz. Sıkıştığınız yerde bir büyüğünüz olarak bu konuda tecrübeli birçok ajans piyasada mevcut zaten. İster siz uğraşmayın onlar fikri bulsun, fikrin üzerine strateji yazsın, isterseniz fikri siz bulun bahaneleri onlar üretsin. Her ikisi de çalışır.

Unutmadan. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için açıklayalım, “ucuz” reklamdaki tasarrufunuz paradan değil, zamandan. Detaylı brief oluşturmak, pazarlama stratejilerinizi belirlemek, doğru düzgün bir ajansın hazırlayacağı sıkıcı ve gereksiz rakip analizlerini incelemek, pazarlama stratejilerinize uygun iletişim stratejilerini dinlemek, kısa/orta ve uzun vadeli planlamalar gibi ayrıntılarla vakit geçirmek zorunda kalmayacaksınız.

Kestirme yoldan konuşturacaksınız/konuşulacaksınız…

Bir marka ve marka yöneticisi ve ajans daha ne ister?

 

Bir Cevap Yazın