Hocam benim bir fikrim var!

Bu yazı tamamen son yıllardaki üniversite öğrencileri arasında geçirdiğim zamanlardaki kişisel gözlemlerimden yola çıkılarak yazılmıştır.

Son yıllarda farklı sebeplerden dolayı üniversite öğrencileriyle geçirdiğim zamanlarda (eğitim, panel vb.) her kahve/sigara molasında mutlaka benzer diyaloglar yaşanıyor.

–      Hocam benim bir fikrim var!

–      Enteresan, sadece bir tane mi? Bende çok var, sende de olmalı, çünkü kaynağı sınırsız.

 

–      Hocam benim bir fikrim var!

–      At gitsin bir işe yaramaz…

–      Ama anlatmadım ki

–      Sadece fikirse bir işe yaramaz herkes de var…

Bir yerde, hatta sanırım birçok yerde birden fazla yanlış var. Gerek eğitim sisteminde gerekse üniversitelerde verilen panel ve konferanslarda, basında, internette yer alan haberlerde…

Klasiktir, konusunda uzman birileri üniversiteye davet edilir, girişimcilik konusunda kendi alanlarındaki deneyimleri, başarıları, yöntemlerinin öğrencilere aktarması istenir. “Kişisel Eğitim Kitapları”ndan hallice olmayan bu sunumların temelini öğrenciyi gaza getirmek oluşturur. Azim, yılmamak, kendine güvenmek, inanmak vb. gibi soyut “gaz” cümlelerinin ardından “Başarı Hikayeleri” anlatılır. Garajda başlayan milyar dolarlık şirketler, genç yaşta Forbes’in zirvesine ulaşanlar, girişimcilik konusunda gün itibariyle yalnızca en tepede olan sayılı birkaç kişinin, kenar süslemeleriyle zenginleştirilmiş hikâyeleri. Sunum biter öğrenciler büyük bir hayal kırıklığıyla kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak nasıl bir Bill Gates veya Steve Jobs olamayacaklarını düşünmeye başlarlar. Verilen gaz yerini çaresizliğe bırakır.

Mesaj çok nettir. Ya dünyanın en tepesinde olacaksın, ya da hiçbir şey.

Ya hep ya hiç.

Başarının tek kriteri en tepede olmaktır. Çünkü onların anladığı ve aktardığı başarı kriteri daha azını ciddiye almaz. Önemsemez.

Carl Lewis, 1991 Tokyo Dünya Atletizm Şampiyonasında Erkekler 100 metrede 9.86 ile dünya rekorunu kırmıştı. Uzun süre medya ve kamuoyunu meşgul eden, kendinden söz ettiren en önemli atletlerden biri olmayı başardı. Dünyanın en hızlısıydı. 1991’den günümüze dek geçen süreçte ismini çok meraklıları dışında kimsenin bilmediği Leroy Burrel, Donovan Bailey, Maurice Green, Tim Montgomery, Asafa Powel, Justin Gatlin, Asafa Powel, Asafa Powel sıralaması ile Lewis’in rekoru defalarca kırıldı.

2009 yılında Dünya Atletizm Şampiyonasında Ussain Bolt dünya rekorunu 9.58’lik gibi inanılmaz bir dereceye indirdiğinde kamuoyunun gündemini oldukça uzun süre meşgul etmeyi başardı. Peki, aynı mantıkta düşünürsek; Ussain Bolt’un dünya rekorunu baz alacak ve bırakın rekor kırmış, ikincilik, üçüncülük madalyası almış diğer tüm atletleri başarısız mı addedeceğiz? ( Ussain Bolt’un dünya rekorunu kırdığı yarışta ikinci gelen Asafa Powel ile arasındaki fark 0,16 salise. Yaklaşık olarak saniyenin beşte birine denk düşüyor. Meraklısı için Türkiye rekoru İsrail’de kırdığı 10.38’lik dereceyle Reşat Oğuz’un elinde, aynı yaklaşımla baktığımızda adını bile anmaya gerek yok!)

Derdim burada dünya rekorları veya atletizm anlatmak değil, Başarı Hikayeleri ve onların gençler üzerindeki motivasyonları üzerine yazmak için yola çıktık. Gençleri motive etmek için Başarı Hikayelerinden bahsederken bu kadar yükseğe ve tek bir çıta koymak maalesef doğru sonuçlar doğurmuyor. Yalnızca birinciyi, en üsttekileri baz alan bir yaklaşım doğal olarak geride kalan herkesi ve her şeyi öteliyor. Girişimciliğin daha çok başında olan bir genç için, daha ulaşılabilir, gerçekleştirilebilir, yapılabilir “küçük” başarı hikâyeleri ise her zaman daha etkili ve şevklendirici oluyor.

İkinci konu, en başta anlattığım örnekten yola çıkarak, gençlere yaratıcılığı yalnızca “fikir” üzerinden tanımlamak. Evet fikir çok önemli, ancak somut bir iş modeline oturtulmayan, projelendirilmeyen her fikir, gerçekleşmeyen işler çöplüğünü doldurmaktan veya benzer fikrin bir zaman sonra hayata geçmiş haliyle karşılaşılması sonucunu doğuruyor.

Gelinen sonuç, Vizontele filmindeki Deli Emin’in “şerefsizim aklıma geldiydi” repliği…

Şunu anlatabilmemiz gerekiyor, girişimcilik fikir bulmaktan ibaret değil. Fikri hayata geçirebilmek iş modelini oluşturmak, ayaklarını yere bastırabilmek, paydaşlarını doğru tanımlayabilmek, gelir-gider modellerini tanımlamak, hedef kitlesini belirlemek, tüketici talep değerlendirmeleri,  vb. gibi proseslere ihtiyaç duyuyor. Fikir proje değildir, projenin/girişimin yalnızca çıkış noktasıdır. Anlatıyor muyuz? Hayır!

Gençlere yöntem öğretmiyoruz, yalnızca –ki o da çok uzakta, erişilmez bir noktada bir havuç gösteriyoruz. Ulaşılması çok güç bir hedef koyup bırakıyoruz. Başarı Hikayelerinin yanı sıra Başarısızlık Hikayeleri anlatmıyoruz.

“Kariyerim boyunca 9000’den fazla başarısız atış yaptım, 300’den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım…Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım…İşte başarımın sırrı..”

Michael Jordan

Başarısız olma nedenlerini, başarısızlığı getiren sebeplerin analizini, nerede hata yapıldığını, neyin önceden görülemediğini, nerede yanlış yapıldığını anlatmıyoruz. Yeni bir yaratım sürecinin, geçmişteki birçok şeyle ilintili olduğunu, üst üste koyarak, analiz ederek ilerleme sağlanacağını, her başarının arkasında bir sürü başarısızlık olduğunu bilmiyorlar. Fikirlerine aşık olmamaları gerektiğini anlatmıyoruz. Girişimcilikte, proje geliştirmede fikrin değişikliğe uğrayabileceğini, evrilebileceğini bilmiyorlar.

Yapılması ve bilinmesi gereken tek şey şu; gaz vermekle olmuyor. Keşke olsaydı, ama olmuyor. Yapılması gereken fikirlerinin çöpe gitmemesi için; doğruluğunu, işe dönüşme potansiyellerini anlayabilecekleri, proje geliştirme/uygulama yöntemlerini, nasıl hayata geçirebileceklerini gerçekçi ve  sistematik bir şekilde öğretebilmek.

TTNet Yaratıcıya Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek programındaki eğitmen dostum Fatih Soydan’ın da derste söylediği gibi “ Fikirlerinizi çöpe atmayın arkadaşlar, başkalarının çöplerinden milyon dolar kazananlar var”

Not: Bu yazı ilk kez BTNet Portalında yayınlanmıştır.

 

 

Leave a Reply