Sizin kaç “külotunuz” var?

Sizin Kaç Külotunuz var?

Samimiyetle söylüyorum, başlık ilgi çeksin de yazı okunsun diye cinlik yapmaya çalışmıyorum, vapurda karışımdaki iki kişi konuşurken istemeden kulak misafiri oldum. ( sonrasında biraz da isteyerek misafirliği devam ettirdiğimi de itiraf edeyim, samimi olduğum pekişsin…) Hal böyle olunca da yazmak farz oldu.

Net’ten bulabildiğim bilgilere göre Joe Fernandez isimli genç girişimcimiz, hikaye doğruysa bir operasyon geçirip de üç ay boyunca tüm iletişimini Sosyal ağlar üzerinden kurmaya başlayınca kafasında bir ışık yanar. Sosyal ağlar üzerinde dolaşan fikirleri, konuları ölçülebilir veriler haline getirme düşüncesiyle Klout.com adlı siteyi kurar. İddialara göre şirket şu an 60 çalışanı ile birlikte 10 milyon dolarlık bir sermayeye sahip ve 100 milyonun üzerinde kullanıcısı var.

Peki nedir bu Klout?

Klout, Facebook ve Twitter başta olmak üzere sosyal medya araçlarında ne kadar etkin olduğunuzu ölçme iddiasında olan bir platform. Sizi ölçüyor ve 0 ila 100 arasında bir “etkililik” notu veriyor. Etkililik kriterleri olarak ise üç temel noktayı uygun görmüşler;

1.- “True Reach” ( Kaç kişiye ulaşıyorsunuz, yani Twitter’da kaç kişi sizi takip ediyor, Facebook’ta kaç arkadaşınız var)

2.- “Amplification” ( Paylaştığınız bilgiler kaç kişiyi harekete geçiriyor, burada harekete geçirmekten kasıt iletilerinizin “retweet” edilmesi, paylaşılması, beğenilmesi,  (like edilmesi diye mi Türkçe’ye çeviriyoruz J )

3.- “Network Score” ( Paylaşan, beğenen kişilerin ne kadar “etkili” kişiler oldukları )

Hal böyle olunca, sosyal medya üzerinden “pazarlama” aktivitelerinde yenilik arayanlar için kullanılacak yeni ve “ölçülebilir” bir oyuncak çıkmış oldu.

Üstelik artık hepimiz “medyum” olduğumuza ve kendi medyamıza sahip olduğumuza göre “rating” savaşlarının da başlaması gerekiyordu.

“Perks” adı verilen bir takım ödüller, Klout “Score” u yüksek olanlara dağıtılmaya başlandı bile, yeni çıkan ürünler yüksek puanlı bu yeni “fikir yönlendiricileri” ne gönderiliyor, tanıtım yapmaları isteniyor,  Bal Harbour Shops yaptığı etkinliklerde “Klout Lounge” lar oluşturup, Klout puanı 40’ın üzerinde olanları VIP olarak adlandırmaya başladı. (http://thenextweb.com/socialmedia/2011/09/10/you-must-have-a-klout-score-of-40-or-more-to-get-into-this-fashions-night-out-party/) Klout puanı yüksek olanlar bir çok firmadan sürpriz hediyeler, yemekler kazanmaya başladılar. KLM Havayolları itunes’dan müzik, Audi LeMans zaferi kazanan aracının masaüstü resmini hediye ediyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, yakın zamanda daha da artacaktır zaten.

Amerika’da bir takım firmalar Klout dereceleri yüksek olanlara pazarlama karşılığı prim vermeye başladı bile, İK firmalarıda boş durmadılar, Klout’un üzerine atladılar ve işe alacakları elemanların “etkililik”lerini anlamaya ve ona göre değerlendirmeye çalışıyorlar. Sosyal Medya’da “etkili” olduğu düşünülen bir çok “ünlü”ye “tweet” başına astronomik rakamlar teklif ediliyor, hatta artık bu “ünlü”ler kendileri talep ediyorlar.

Sanırım Fernandez, aslında, sosyal medyada insanların skora koşma ve tribünlere oynama hevesinden yola çıktı ve “kaç arkadaşım var?”, “kaç kişi beni takip ediyor” sorularıyla nitelikten ziyade niceliğin ön plana çıktığı ve içerikten ziyade sayıların “statü” simgesi olduğu egosantrik bu yeni düzende Klout doğal olarak kendine yeni bir mecra oluşturmayı kolayca başardı.

Sonuç?

Otomatik “like” programları ile bu yarışta öne çıkma çabaları, kişiliğiyle ve ilgi alanlarıyla ilgisi olmayan “içerik”lerin sırf ilgi göreceği düşüncesiyle paylaşılma hevesi zaten vardı, şimdi Klout gibi platformlar bunu daha da körüklüyor.

Klout gibi “ölçümlendirme” yaptığını iddia eden platformlar sayesinde yeni aplikasyonlarda çıkmaya başladı. Bunlardan biri “Buffer”, eğer aklınıza gelen bir içerik, paylaşım sosyal medyanın “prime time”ında aklınıza gelmediyse (ki sanırım bu aplikasyon en çok bize yarayacak, ya kaçarken ya tuvalette aklımıza bir şeyler geldiğine göre) ve “tweet” ettiğinizde kimse görmeyecek diye üzülmeyin, Buffer ile zamanlama ayarı yapıp, “tweet”lerinizin ne zaman hangi sırayla yayımlayacağınızı planlayabilirsiniz. Üstelik Buffer sayesinde “tweet” raporlarınızı alıp, hangi konuda daha çok “rating” aldığınızı ölçüp, o konuya yoğunlaşabilirsiniz.

İşin acı yanı “içerik” gözetmeden, sayılar üzerinden yapılan bu sübjektif değerlendirme yakın bir zamanda kişilerin sanal ortamın dışındaki gerçek yaşantılarında da etkisini göstermeye başlayacak gibi duruyor.

Yakın zamanda günlük hayatta “Bizim oğlan Sosyal Medyada arkadaşlarından geri kaldı, bunalıma girdi, Hızlandırılmış Klout yükseltme kurslarına yazdıracağız”, “Klout’u 40 olmayana biz kız vermeyiz birader”, “Ahmet seni terk ediyorum, Klout’un 26’ymış, bana yalan söyledin”, “Ayy kız çok yakışıklı, biliyor musun Klout’u da 54” gibi cümlelerle karşılaşırsanız şaşırmayın.

Klout’un yeni VIP’ler yarattığını iddia edenler de oldu (Julius Solaris, http://www.eventmanagerblog.com/ideas/vip), internet üzerinde Oligarşiden Demokrasiye geçişin simgesi olduğunu da… Çoğulcu katılımdan dem vurarak, gerçek “ölçümleme”ile, elitlerin iktidarını sarstığını da…

Sonuç “Klout” dereceniz yüksekse artık yeni VIP’siniz, “sevilen” bir kişisiniz, “elit”siniz, “akil adam” oldunuz… “NE MUTLU KLOUT PUANIM YÜKSEK” diyene…

Peki öyle mi?

Eğlenceli bir şeyler yazmadan önce, farklı alanlara çıkıp bir takım konuları kurcalamakta fayda var.

Pazarlamacıların, reklamcıların aşina olduğu araştırma çalışmalarında hedef kitle belirlenirken SES (Sosyo Ekonomik Statü) adı verilen, cinsiyet, yaş, coğrafi dağılım gibi kriterlerle beraber değerlendirmeye alınan ve görüşülen örneklemin temsil etme düzeyeni belirleyen bir değişkenle karşı karşıya gelmekteyiz. Örneklemin hangi sosyal sınıfa ait olduğunu gelir ve ekonomik düzeyi ile anlamaya çalışmanın bir yansımasıdır. Bu araştırmaların sonucunda, aylık geliriniz, evinizdeki beyaz eşya markaları ve adetleri, otomobilinizin markası, evinizin kendi eviniz veya kira olması gibi kriterler ile A+, A, B+,B, C+ ve C gibi bir aralığa yerleştirilirsiniz.

Toplumsal davranışlarımızın tek kıstası ekonomik veriler olmadığı için, SES çoğu zaman tek başına işe yaramaz. Meslek, Eğitim Düzeyi, Kitap okuma alışkanlığı, Gazete okuma alışkanlığı, kültürel faaliyetler vb. gibi birçok farklı değişkenlerle birlikte incelenmesi gerekir.

SES kriterlerine göre A olan bir tüketici için, eğer ürününüz/markanız/hizmetiniz maddi kriterlerin ötesinde bir anlam içeriyorsa bir şey ifade etmez. Doğru hedef kitleyi SES ile bulamazsınız.

Bunu aklımızın bir köşesinde tutalım.

Web 2.0, “içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu”, paradigmal dönüşüm sağlayan, ezberleri bozan bir platform olarak uzun zamandır hayatımızda. Klasik medyadan farklı olarak bizlerin salt izleyici olduğu bir dünyadan çıkararak, “izleyen ve izlenen” bağlamında içerik üretmemize, ürettiğimiz içeriği sınırsız bir şekilde paylaşmamıza izin veren, herkesin “kaynak” olduğu bir evrene taşıdı.

İçeriğin artması, ancak zamanın sabit kalması sonucunda iki alışık olmadığımız durum ortaya çıktı. Bir,  artık bilgiye daha rahat ulaşabiliyoruz, hard disklerimizde ömrümüzün sonuna kadar okuyamayacağımız çoklukta elektronik kitaplar, ömrümüzün sonuna dek dinleyemeyeceğimiz kadar müzik parçaları ile dolu. (Artık hard diskimizi bile doldurmaya gerek yok, bir “tık”la istediğimiz zaman istediğimiz her şeye ulaşabiliyoruz.) “İçerik” anlamında hayal bile edilemeyecek bir “bolluk” dönemi. İki, Doğal olarak “içerik” arttığında, nitelikli bilgiye ulaşmak zorlaştı. Gün geçtikçe doğru ve nitelikli bilgiyi, eksik/yanlış/yalan bilgiden (ve hatta kasıtlı olarak manipüle edilmiş bilgiden) ayırt etmek daha da zorlaşıyor.

Bu karmaşa içinde artık Web 3.0, yani Semantik Web kaçınılmaz. İçerik temelli bir dünyada, kişiye özel ve doğru içerik için tek çözüm de bu gibi görünüyor, yoksa boğulacağız.  İhtiyacımız olan doğru içeriği, doğru kişiden/kurumdan/siteden, en hızlı şekilde bulmak için bizim yerimize artık bilgisayar sistemlerinin ve programlarında elini taşın altına koyacağı yeni bir yaklaşım Web 3.0. Bizi tek tek tanıyan ve “kişiselleştirilebilen” bir içerik optimizasyonu. “Landing Page Optimization”,  “Content Based Filtering”, “Collaborative Filtering” gibi halen kullanılan “özelleştirme”lerin gelişimi, diller arasındaki uyum ile Web 3.0 da hayal ettiğimiz kadar olmasa bile Semantik Web geliyor.

Bunu da aklımızda tuttuysak artık eğlenmeye başlayabiliriz…

“İçerik” ağırlıklı bir evrende, sadece “rakam”larla ölçümleme yapmak ne gibi sonuçlar doğuruyor hemen bakalım.

Bu yazıyı yazmaya başladığımda Barack Obama’nın “Tweeter”daki takipçi sayısı 11.612.561, Klout puanı ise 86’ydı. Yaptığı her açıklama bir tek Amerika Birleşik Devletlerini değil tüm dünyayı ilgilendiren biri için iyi bir takipçi sayısı ve skor. Son atmış olduğu “tweet” ise tüm Amerikan vatandaşlarını ilgilendiren vergi yasası ile ilgiliydi.( Meraklısı için Abdullah Gül’ün aynı andaki takipçi sayısı 1.071.872 ve Klout puanı 72)

Hilal Cebeci’nin (gülmeyin daha ortada komik bir şey yok…), aynı andaki takipçi sayısı 713.112 ve Klout puanı 88 (yazıyla da yazalım ki yanlışlık olmadığı anlaşılsın SEKSENSEKİZ) Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’ndan daha “etkili” olan hanım kızımızın son attığı “tweet” mi?

hilalcebeciii hilal cebeci

ttlılarım yeni yılda danimarkadayım danimarkalı panpişlerim sizlerle giricem yeni yıla mucxx

Erol Köse’nin Tweeter’daki takipçi sayısı 283.142, Klout puanı 82. ( Gülmeyin, gülecek bir şey yok, sezarın hakkı sezara, Abdullah Gül’den daha “etkili” bir isimden bahsediyoruz, Klout’tan daha mı iyi biliyorsunuz)

Son Tweet’ine bakalım;

drerolkose erol köse

@YENGE @CarlaBruniSarko SÜTÜ SEVEN KAMYON ŞÖFÖRÜ…ANLADIN SEN ONU…VU LE VU KUŞE AVEK MUA(apaçi erol) pic.twitter.com/DUHYKa7E

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama bu zevki size bırakıyorum…

Yazının başında bir çok firma Klout puanı yüksek olanlara “etkili” oldukları, “kitleler üzerinde söz sahibi” oldukları için yeni ürünleri gönderiyorlar, kullanmalarını ve tavsiye etmelerini, pazarlama yapmalarını istiyorlar demiştik.

Haklılar, eğer “Moronlar için gece uyurken salyaları akmasın diye ağız pedi” üretecekseniz (Üzerine atlamayın, patentini aldım, üretici firmalarla görüşmelerim devam ediyor) Ya da “Recep İvedik 68” filminin tanıtımını yapmak istiyorsanız doğru yerdesiniz.

Demek ki neymiş?

Kaç Külotunuz olduğu önemli değil, önemli olan Külotun içindeki…

Not: Bu yazı ilk kez BTNet.com portalında yayımlanmıştır.

 

 

 

Bir Cevap Yazın