Sektörmüş “gibi” yapmak ya da bir Sektör nasıl Sektör olamaz!

“Etkinlik Yönetimi” sektörü Türkiye’de yirmi yıla yakın bir süredir, giderek artan bir ivmeyle kurumsal müşterilerine hizmet üretmeye devam ediyor. Önceleri ağırlıklı olarak Halkla İlişkiler firmaları, Kongre Turizmine yoğunlaşmış turizm firmaları ve birkaç reklam ajansının günlük ihtiyaçları doğrultusunda, aslında hiç de profesyonel olmayan bir yaklaşımla “günü kurtarmak” adına, vermeye çalıştıkları bir hizmet alanıydı. “Profesyonel olmayan bir yaklaşımla” lafının özellikle altını çizmek istiyorum, çünkü uzun yıllardır Türkiye’de bu alanda eğitim veren hiçbir eğitim kurumu olmadı. Sektöre hizmet üretenlerin çoğu için benim gibi “alaylı” demek yanlış olmaz sanırım. Bu süreçte bu sektörde çalışanların bir kısmı, işi yaparken öğrenerek, hata yaparak, hatalarından ders alarak “profesyonelleşti”, bir kısmı ise maalesef hala oldukları yerde, yaptıklarını severek, beğenerek, benimseyerek, gelişime ve değişime ihtiyaç duymadan, aynı şekilde devam ediyor. En hızlı büyüme gösteren bir “sektör” olduğu söyleyen “sektör”e acaba sektör diyebiliyor muyuz?

Hadi hep birlikte bugün bu tablo ne kadar değişti, ona bakalım.

  • Türkiye’de hala dört yıllık, “Etkinlik Yönetimi” eğitimi veren bir üniversite yok. Son yıllarda bazı üniversitelerin Halkla İlişkiler, Reklam bölümleri müfredatına “destek unsuru” olarak bir veya birkaç ders konulmaya başlandı. Yine, bazı eğitim kurumlarının beceri/meslek edindirme kurslarında kısıtlı ders saatlerine ve içeriğe sahip, iyi niyetli girişimler mevcut. Ancak yurt dışında, “Etkinlik Yönetimi” dalının tıpkı Reklamcılık, Halkla İlişkiler gibi dört yıllık eğitim veren bir bölüm olduğunu, yalnızca “Kalabalık Yönetimi”nin iki dönemlik tek bir ders olduğunu düşündüğümüzde, halen sektörde hizmet veren/verecek olanların “alaylı” olmaya devam ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.
  • Eğer bir sektörden bahsediyorsak, sektörün bir araya geldiği, sorunlarını paylaştığı, kamuoyu yarattığı, sektör çalışanlarına eğitim verdiği, enformasyon aktardığı sivil toplum örgütlerinden söz etmemiz gerekli. Şu anki durumda, sektörün üç tane derneği varmış “gibi” görünmesine rağmen aslında derneği yok! Hemen tepki verecek “acul”lar için açıklayayım; bahsettiğimiz derneklerden bir tanesi, “etkinlik yönetimi” hizmeti veren firmalarla, bu sektöre hizmet vermekte olan, yani “etkinlik yönetimi” firmalarının tedarikçileri olan üçüncü partiler, çözüm ortaklıklarının bir sentezinden oluşuyor. Müşterisi adına bu firmalardan hizmet alan, onlar için en iyi koşulları oluşturmaya çalışan şirketlerin bu firmalarla aynı çatı altında olması bence tartışmalı bir konu. İkinci sektör derneğimiz, aslında bizim sektörün derneği değil, “doğrudan pazarlama” başlığı altında, aslında farklı disiplinlerin bir araya geldiği ve içinde “etkinlik yönetimi” firmalarını da barındıran bir dernek. Dernek faaliyet alanları arasında, Etkinlik Pazarlaması, Veritabanına Dayalı Pazarlama, İnteraktif Pazarlama, Sahada Pazarlama, Satış Noktalarında Pazarlama gibi farklı iş kollarını harmanlamış durumda. Türkiye’de henüz yukarıda sayılan iş kollarının tek başlarına dernekleşecek kadar niceliksel bir çoğunluğa ulaşmadığı tezini kabul etmiş olalım -ki öyle değil-, derneğin bugüne kadar, etkili bir sivil toplum örgütü olarak neler yaptığını tartışmamız gerekiyor. Bir diğeri ise “eğlence” sektörünü temel almış bir yapıya sahip. Bu üç derneğin web sitelerine baktığımızda da zaten neden “gibi” dediğimi anlamanız mümkün.
  • Milyonlarca dolarlık (tam bir ölçümleme yapılamadığı için kesin rakam vermek mümkün değil, milyar da diyebilmek olası) bir hacim yaratan sektörün hala bir yayın organı maalesef yok. Marketing Türkiye ve MediaCat gibi reklamcılık ağırlıklı sektör dergilerinin arada bir verdiği, “etkinlik yönetimi/event” dosyalarını saymazsak tabiî ki. Neyse buna da şükür derken, ek dosyaların içeriklerinin ağırlıklı olarak, sektörel konular üzerinden firma tanıtımlarına dönüştüğünü, üç aşağıya beş yukarıya hep aynı firmaların ve yetkililerinin yer aldığını görünce, şükür mü değil mi insan karar veremiyor.
  • Sektör çalışanlarının ve hatta, sektörden hizmet satın alan müşteri tarafının bu “bilinmezlik” ortamında, yalnızca kendilerini geliştirebilmek adına, workshop, konferans, seminer tarzı etkinlikler yapmadığı, yurtdışından getirilecek olan profesyoneller ile bir araya gelinecek, fikir alışverişinde bulunulacak ortamların yaratılmadığı yada sektör çalışanlarının bunları yapmaya gerek duymayacak kadar “ben oldum, biliyorum” dedikleri de ortada.
  • Sektörle ilgili “Türkçe” kaynak yalnızca Aylin Pira’nın, halkla ilişkiler temelinde konuyu ele aldığı ve 2004 yılında yayınlanan, MediaCat yayınlarından çıkan “Etkinlik Yönetimi” kitabıyla sınırlı. Hadi bırakın yeni bir kitap yazılmasını, Amazon’da “event management” başlığıyla arama yaptığınızda çıkan yüzlerce kitaptan hiçbiri Türkçe’ye çevrilmemiş durumda.
  • Kitaptan da vazgeçtik diyelim –niye vazgeçiyorsak. Lafın gelişi söyledim, şimdi lütfen bu yazıyı okumaya ara verin ve bilgisayarınızda kullandığınız tarayıcıda “google”ı açın ve “etkinlik yönetimi” yazarak bir arama yapın. Sonra lütfen yazıya geri dönmeyi unutmayın, daha bitmedi!

Dişe dokunur bir şey bulamadınız değil mi?

Hizmet veren firmaların web sitelerinde, -benim kendi web sitem hariç- Türkçe içerikli herhangi bir şey bulduysanız lütfen bana da “link”ini yollayın.

  • Şimdi kendinizi müşteri yerine koyun. Bir etkinlik yapmanız gerekiyor ve bir firma arıyorsunuz, yine “google”a dönelim, bu sefer sektöre hizmet veren firmalara bakalım. “Hakkımızda”, “Hizmetler” bölümleri oldukça önemli. Kaç firma yalnızca, ama yalnızca profesyonelleştiği “etkinlik yönetimi” hizmeti vermekle kendisini sınırlamış. Yoksa benzer konularda “ne iş olsa yaparız” durumundalar mı?
  • Lütfen o sayfalardan henüz çıkmayın! İbrahim Tatlıses’in, “Urfa’da Oxford vardı da ben mi gitmedim” sözünden hareketle, tamam bu konuda eğitim veren bir kurum olmadı, yapacak bir şey yok diyebilirsiniz. Peki, hizmet alacağınız “iletişim, pazarlama, tanıtım vb.” alanlarındaki bu firmaların sahipleri, çalışanlarının ne kadarı ucundan bucağından benzer konularda bir formasyona sahipler?
  • Bir sektörün, kendi hizmet verdiği alanla ilgili olarak, düzenli yapılan, sektörün gelişimini takip edebileceği, müşteri beklentileri, büyüme trendleri, kendi içine yönelik çalışan profili gibi konu başlıkları çoğaltılabilecek “araştırmalar”a sahip olması gerekmiyor mu? Peki var mı? Yok.
  • Peki ya, gerek müşteri tarafında gerekse hizmet veren firmalar tarafında, etkinliğin yapılmadan önce “ölçümleme kriterleri” nasıl belirlenir, nasıl “ölçüm” yapılır, başarı kriterleri nasıl olmalıdır sorularına cevap verecek, alanında “uzman” kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyorsa?
  • Sosyal Medya’nın günlük yaşamdaki ağırlığı ve etkisi artık kaçınılmazken, “etkinlik yönetimi/pazarlaması” konusunda sosyal medya hala doğru düzgün kullanılamıyorsa. (Lütfen bu konuda da Türkçe kaynak bulabilen, iki satır yazılı çizili herhangi bir şeye rastgelen benle paylaşsın)

Yapılacak iki şey var, ya “gibi” yapmaya devam ederek, zaten bugüne kadar kimse sorgulamadı, bundan sonra da uzun süre kimse sorgulamaz diyerek “bildiğimiz” yolda devam etmek ya da gerçekten “sektör” olmak.

Not: Bu yazı ilk kez Pazarlamadunyası.com portalında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın