“Siyah Nehir”e güzelleme…

“Mırıl Mırıl” kedim kucağımda bir akşamüstü;  Yaşlı Tohum, yani ben, elimde cigaram, içkim, gecenin karanlığında  “Elimde bir tek kelimeler kaldı” artık boşa geçen zamanlarımdan diye düşünürken okudum kitabını.

Bir tek sözler senden, senliliğimden vardı geceyle ve kitapla birlikte yanımda. Okudukça; Yalnızlık Başıma Vurdu, bir Tuğla gibi. Kendimle karşılaştım, karşılaştığımı sandım, karşılaşmak istedim.

Bir uzay yolculuğundaki Astronot kadar yalnızdım ve kendime bakmaya çalışıyordum uzay aracının penceresinden, dünyaya bakar gibi. Kendi dünyamı bulmaya çalışıyordum sende, yazdıklarında.

Vitamin olsun istiyordum kelimelerin “Yaşlı Tohum”larımı tekrardan yeşertecek.

Oysa sen, bana karşı her zaman acımalıydın, kendime bakarken yazdıklarında bir Çiçek Dürbünü ’ydü elimdeki. Yani, boktan, kötü yanlarımı göremeyecektim. Her zaman torpilliydim senden.

Sırdaş bir deniz kızının torpiline sahiptim kendime bakamazken yazdıklarınla. Zaten beklentim de içten içe o değimliydi. Duymak istemediklerimi zaten ben söylüyordum kendime. Senden ve kitaptan istediğim, Ninni’lerle avunmaktı sadece.

Bir Homunkulus yaratmıştın benden, dokunmadan, sevişmeden… Hatta anlamadan. Eksiklerimi tamamlamış, kötülüklerimi silmiş, kafanda beni yeniden yaratmıştın. Keşke öyle olsaydım..kafandaki gibi. Ne çok isterdim.

Ama bana çıkan Merdiven lerde basamaklar eksik şimdi. İçimdeki yaşlı Kurt, evcil bir köpeğe dönüştü bu yeniden yaratım sürecinde kafandaki.

Artık karanlık Sular yok ilişkimizde keşfedeceğimiz, tıpkı artık bir Yelkenli miz olmadığı gibi uzaklara kaçabileceğimiz. Sayende tüm karanlık sularım Mavi oldu, sonsuz güneşin altında ve bu yeniden oluşma serüveninde.

Teklif’ siz bir ilişki bu artık ve Bebek Kahveden kalan anılar sadece 3 Kız Masalları şimdi, sen ve ötekiler olarak.

Tamtam lar çalmıyor artık ki kaybettim vahşiliğimi, acımasızlığımı senle geçen Zamanın İçinde

 

Özgürlük..Yeniden mi?

 

Beni kafanda ehlileştirmek için verdiğin Kararın çekim gücü, hiç gitmeyecek bir hoşnutsuzluk koku’ su olarak kalsa da burnumun direğinde. Verdiğin bu kararla, Mıknatıs’ ın kutuplarını yer değiştirsen ve itsek de artık birbirimizi.

Ben var ya ben, diye ne kadar atıp tutsam da şöyle güçlüyüm böyle güçlüyüm diye

Sonu gelmez Ameliyat larla iğdiş etsen de beni, kafanda, konumlandırsan da

Hep bir Üçleme olsa da birlikteliğimiz, farklı insanlarla

Bir Uzaktan Kumandalı Araba kadar uzaklaşabileceğim senden, frekansım yettiğince

Aynı Çerçeve içine sığmasa da bir Dev ve bir Deniz Kızı, bu Kanca var ya bu Kanca bizi birbirimize bağlayan, benim dudaklarımı bağlayan. Niye’sini bilmediğimiz halde.

Bu ilişkinin geçmişiyle ilgili olarak yaptığımız her Kazı her seferinde ama her seferinde yeni bir Dönüşüm ’e sebep oluyor. Her seferinde yepyeni bir Ayna ’dan bakıyoruz Tersyüz olmuş ilişkimize. Ve gariptir ki, hiç kaybolmuyor Büyü ‘sü ve Varoluş ‘u bu ilişkinin.

Kayıp bir ormanda, kimi zaman bir Leopar ve Zebra, av ve avcı, sürekli yer değiştiriyor. Sürekli bir Kaçış yaşadığımız Geçmiş Manzarası içinde.

Arada bir Kaza ‘lar olsa da benden kaynaklı bu koşuşturmaca da; biliyorum ki bir gün Hasat ’ı olacak bu Çok Genç Kız ve Yorgun Adam Düeti ‘nin.

Ve biliyorum ki bu Arayış hiç bitmeyecek. “Armut piş, ağzıma düş” tembelliğine kapılmadıkça Mezar ‘a kadar bu Çarpışma sürecek.

 

Bazı Hastalıkların Çaresi Yok onu da biliyorum ve kabul ettim artık.

İkiz ruhlarımız Sıra Kimde diye sormadan kovalamaya ve kaçmaya devam edecek İstem İçi olduğunu kabul etmesen de sen.

 

Ve adım kadar eminim, Çorap Cini buluşturacak bir gün bizi Siyah Nehir ‘de.

Not: Evren Yiğit’in “Siyah Nehir” kitabının bölüm başlıklarından türetilmiştir.

 

Bir Cevap Yazın