Evren Yiğit üzerine…

Evren’in yazılarını okumaya iki yoldan bulaşabilirsiniz. Ya onu daha önceden bir şekilde tanıyorsunuzdur benim gibi, şanslısınızdır. Ya da tesadüfen yazdıklarıyla bir yerde karşılaşmış ve sevmişsinizdir. İkinciler için söyleyebilecek bir şeyim yok, çünkü ne hissettiklerini asla bilemeyeceğim,

Ama;

Eğer benim gibi daha önceden onu tanıma imkânı bulabildiyseniz, teninizdeki tuzdur sayfaları karıştırmaya iten sizi, kendinizi ararsınız. Kendinizle bir seyahate çıkar ama emin olamazsınız satır aralarındakinin “siz” olduğundan. Herkese mavi boncuk dağıttığını sanabilirsiniz, ya da hayatı çok iyi gözlemleyebildiğini. Tüm farklılıklarımıza rağmen aslında ne kadar birbirimize benzediğimizi anlatır size dağınık gibi görünen ama dağınık olmayan satırlar.

Kimi zaman davetkardır sözleri, kimi zaman hileli. Bin dereden bin su getirerek okutur size kendini. Önce özel zannedersiniz kendinizi, sonra aldatılmış. Bir şaman ayini, bir “rave party” gibidir. Herkes ordadır, herkes mutludur, herkes için bir şeyler vardır, herkes kendini ama yalnızca kendini özel zanneder. Hepinize dokunmuştur, hepinizin kitap aralarında ondan size özel, yosun parçaları, küçük beyaz-siyah taşlar, kum taneleri vardır. Sadece sizde olduğunu sanırsınız. Aslında bir bakıma doğrudur da, hepinizdeki parça “tek” ve “size özel”dir. Çünkü hepinize dokunmuştur ve hepinizden bir şeyler alırken, mutlaka yerine bir şey bırakmıştır. Yerine bırakmadığı tek şey “kendisi”dir. Bıraktığı tek boşluğun “kendisi” olduğu gibi.

Bir arı kapanı gibidir, içine çeker ve bırakmaz. Kafesiniz ve siz, Siyah Nehir’le buluşana kadar çırpınıp kendinizi ve onu arayacaksınızdır yazdıklarında. Oysa ancak suyla buluştuğunuzda bulacaksınızdır onu ve kendinizi, son nefesinizi verirken, kitabın son sayfalarında.

Eğer şanslıysanız, avuçlarında birkaç deniz kızı puluyla…

Bir Cevap Yazın